attila ilhan

  • dagger

    nazım hikmet şiirleri yüzünden okuldan atılışını nasıl olduysa adlı şiirinde şu şekilde anlatmıştır;

    sahi ben ne hırçın bir çocuktum
    ele avuca sığmaz aklı fikri şiirde
    mısra mısra başımı belaya soktum
    izmir cezaevi dokuzyüz kırk bir'de
    kaşla göz arası liseden kovuldum

    5
  • black

    --alinti--

    beni koyup koyup gitme
    ne olursun
    durduğun yerde dur
    kendini martılarla bir tutma
    senin kanatların yok
    düşersin yorulursun
    beni koyup koyup gitme
    ne olursun

    bir deniz kıyısında otur
    gemiler sensiz gitsin bırak
    herkes gibi yaşasana sen
    işine gücüne baksana
    evlenirsin çocuğun olur
    beni koyup koyup gitme
    ne olursun

    elimi tutuyorlar ayağımı
    yetişemiyorum ardından
    hevesim olsa param olmuyor
    param olsa hevesim
    yaptıklarını affettim
    seninle gelemeyeceğim
    beni koyup koyup gitme
    ne olursun..

    --alinti--

    1
  • perakedisi

    sevgilinin dilinden yazılan bir şiirin mısralarıdır. teninize ince ince dokunan bir ayın kendini mühürlemesi, belki gökyüzünün kalbinize dolup taşması. bir bakışın, bir yangının, bir varoluşun alevlerle bürünüp satıralarında buluşması zaman zaman. ellerinizde güvenin, kalbinizde aşkın notalarını duymak, bir gözün içinde başka bir gözü eritebilmek. bir oluş sebebi. sonsuza dair, sonsuzluğa dair.

    hayatınızdaki en güzel kokunun burnunuza dolmasıdır atilla. aşkın satır satır kalbinize yazılmasıdır.

    özel ve tektir.

    1
  • celine

    --alinti--

    ben sana mecburum bilemezsin
    adını mıh gibi aklımda tutuyorum
    büyüdükçe büyüyor gözlerin
    ben sana mecburum bilemezsin
    içimi seninle ısıtıyorum.

    ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
    bu şehir o eski istanbul mudur
    karanlıkta bulutlar parçalanıyor
    sokak lambaları birden yanıyor
    kaldırımlarda yağmur kokusu
    ben sana mecburum sen yoksun.

    sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
    insan bir akşam üstü ansızın yorulur
    tutsak ustura ağzında yaşamaktan
    kimi zaman ellerini kırar tutkusu
    bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
    hangi kapıyı çalsa kimi zaman
    arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

    fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
    eski zamanlardan bir cuma çalıyor
    durup köşe başında deliksiz dinlesem
    sana kullanılmamış bir gök getirsem
    haftalar ellerimde ufalanıyor
    ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
    ben sana mecburum sen yoksun.

    belki haziran da mavi benekli çocuksun
    ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
    bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
    belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
    bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
    belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
    kötü rüzgar saçlarını götürüyor

    ne vakit bir yaşamak düşünsem
    bu kurtlar sofrasında belki zor
    ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
    ne vakit bir yaşamak düşünsem
    sus deyip adınla başlıyorum
    içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
    hayır başka türlü olmayacak
    ben sana mecburum bilemezsin.

    --alinti--

    bu muhteşem aşk şiirinin yazarı

    3
  • misterblonde

    insanı yağmur kaçağı'yla aysel git başımdan ikilemine düşürten tapılası usta.

    2
  • chez3r

    şiirlerini doğru yerde kullanılırsa çok güzel olaylara vesile olabilecek bir üstat.

    1
  • caute

    insanı bitiren şiiri için,

    sen beyaz bir kadinsin

    asıl büyük sarhoş benim
    uzaktaki
    ben ki tek damla şarap içmedim
    ekmeğin beyaz zeytinin siyah
    olduğunu biliyorum
    asıl büyük sarhoş benim
    uzaktaki
    benim kusturucu sarhoşluğum
    yoksulluğum

    yüzüme bakmasan da
    yağmura düşürsen de gözlerini
    gözlerime bakmasan da ne kadar
    o kadar aydınlığın gökyüzüme uzanıyor
    uykularımda nefesinin sıcaklığı
    o kadar
    hangi akşam kapımı çalan sen değilsin
    sen değil misin gizli bir kıvılcım gibi
    gözbebeklerimde duran
    umutsuzlandığım her akşam
    senin rüzgarın almıyor mu
    uğultulu yorgunluğumu
    yoksulluğun eşiğinde kapaklandığım zaman
    ellerimden sımsıkı tutmuyor mu senin
    iyimserliğin

    ben bu tezgahı kurdumsa senin için kurdum
    senin için dokuduğum basma ve pazen
    denizin yeşilinden süzdüğüm balık
    göğün mavisinden çaldığım kuş
    senin için
    felsefe okudumsa
    iktisat okudumsa gece yarıları
    boğazım kurumuş içim bir kalabalık
    sıcacık mısralar okudumsa yunus' dan
    senin için okudum
    geceyarıları

    sen beyaz bir kadınsın
    uzaktaki
    gözlerin aklımdan çıkmıyor
    sen beyaz bir kadınsın
    karanlıkları dinleyen
    uzaktaki
    sarmaşıkları duyuyor musun rüzgarda
    yorgun başını
    üşümüş yastığına koyuyor musun
    uyuyor musun

    6
  • vamp

    "tavana asılmış sosyalist saçlarından ah sabah sabah omuzları kan içinde işkence sonrası genç bir kadın militan yığınlar uğulduyor hummalı gençliğinde adı bile çıkmamış dudaklarından doğru yaşadığının sımsıkı bilincinde ..."

    satırlarıyla beni kendine hayran bırakan üstad.

  • ahmetov

    (bkz: ben sana mecburum bilemezsin)

    1
  • soli deo gloria

    muhteşem dizelerin sahibi şair, yazar. *

    (bkz: kimi sevsem sensin)

    1
  • yigit

    bir gün gelir atilla ilhan ölür demiştir.. ve gün gelmiştir atilla ilhan ölmüştür..

    1
  • kuzu

    bir çok muhteşem şiire imza atmış olağanüstü şair.
    üçüncü şžahsin şıiri

    gözlerin gözlerime değince
    felaketim olurdu, ağlardım
    beni sevmiyordun, bilirdim
    bir sevdiğin vardı, duyardım
    çöp gibi bir oğlan, ipince
    hayırsızın biriydi fikrimce
    ne vakit karşımda görsem
    öldüreceğimden korkardım
    felaketim olurdu, ağlardım
    ne vakit maçka'dan geçsem
    limanda hep gemiler olurdu
    ağaçlar kuş gibi gülerdi
    sessizce bir cigara yakardın
    parmaklarımın ucunu yakardın
    kirpiklerini eğerdin, bakardın
    üşürdüm, içim ürperirdi
    felaketim olurdu, ağlardım
    akşamlar bir roman gibi biterdi
    jezabel kan içinde yatardı
    limandan bir gemi giderdi
    sen kalkıp ona giderdin
    benzin mum gibi giderdin
    sabaha kadar kalırdın
    hayırsızın biriydi fikrimce
    güldü mü cenazeye benzerdi
    hele seni kollarına aldı mı
    felaketim olurdu, ağlardım

    2
  • hannibalcannibal

    ismi yanlış yazılmış şair...

    (bkz: attila ilhan)

    1
  • mutlu

    sanata çok yönlülükle yaklaşan, 40 lı yıllardan gelmesine rağmen bileşimci özelliğiyle popülerliğini kaybetmeyen şair.

  • bowerman

    sözlük formatına uygun bir şekilde şiir yazmış olan şair...asla büyük harf kullanmayan büyük üstad *

  • espri yapamayan adam

    o kocaman yüreği ile göçüp gitmiş şair. bekletiyorlar kapıda demiştir, bekletiyorlar. insanı kapıda bilerek bekletmek de bir işkence yöntemidir demiştir ve sonuna kadar da haklıdır.

    bir geminin kıç tarafında demlenme arzusunu görmüştür rüyasında, kocaman yüreğiyle kaptan.

    1
  • gevher

    üçüncü şahsin şiiri

    gözlerin gözlerime değince
    felaketim olurdu, ağlardım
    beni sevmiyordun, bilirdim
    bir sevdiğin vardı, duyardım
    çöp gibi bir oğlan, ipince
    hayırsızın biriydi fikrimce
    ne vakit karşımda görsem
    öldüreceğimden korkardım
    felaketim olurdu, ağlardım
    ne vakit maçka'dan geçsem
    limanda hep gemiler olurdu
    ağaçlar kuş gibi gülerdi
    sessizce bir cigara yakardın
    parmaklarımın ucunu yakardın
    kirpiklerini eğerdin, bakardın
    üşürdüm, içim ürperirdi
    felaketim olurdu, ağlardım
    akşamlar bir roman gibi biterdi
    jezabel kan içinde yatardı
    limandan bir gemi giderdi
    sen kalkıp ona giderdin
    benzin mum gibi giderdin
    sabaha kadar kalırdın
    hayırsızın biriydi fikrimce
    güldü mü cenazeye benzerdi
    hele seni kollarına aldı mı
    felaketim olurdu, ağlardım

    2
  • erick

    (bkz: attila ilhan)

    3
  • pia

    "benim bu çektiklerimi bir çocuk var ki anlıyor
    kendimi yerden yere vuruşumu,içimdeki zehri
    bir çocuk var ki anlıyor benim gibi kahroluyor
    odasında şiirlerim fukara mumlar gibi yanıyorlar."

    ben o çocuklardan biriyim kaptan.sen gittin soldu şiir.sesinle anar olduk artık pia'yı,yağmur kaçağı'nı,kaptan'ı...ne mutludur seni tanıyan insanlara ve ne mutludur ki seni anlayanlara...

    2
  • mutlu

    her dönem popülerliğini koruyan bir şairdir kendisi. şiirlerini çarpıcı kılan yan ise şiirlerinin her mısrasında ayrı bir anlam bulunması bütüne yönelik bakıldığında ise yine farklı bir anlama ulaşılmasıdır.

    1
  • robabeh jaan

    şiirlerinde zengin imgeler, lirik bir söyleyiş vardır.

    1
  • le poisson

    cahil olup ve de entelektüel bir görüntü çizmeye çalışan kişilerin atilla ilhan olarak bildiği şair.

    - aaa ben atilla diye biliyodum. attila mıymış ?
    + çok şekersin.

    2
  • tazim

    ismi mezar taşına yanlış yazılmış insan.

  • kam

    kendi kaleminden, kendi ağzından:

    "şimdi bu kadar yakınlıktan sonra, türkiye nasıl birden bire

    batıdan yana döndü ve asya'yı kendine düşman gibi görmeye başladı ve türk cumhuriyetleriyle ilişkisini kaybetti. bakın birazcık askerlikten anlayan şunu hemen anlar.


    kuzeyini * gazi kim bilir mezarında nasıl dönüyor? bu olacak bir iş değildir. yapılacak bir iş değildir. hele bizim yapmamıza kimsenin tahammülü olmaması gereken bir şeydir.


    batı bizden korkuyor. bu o kadar açık ortada. fakat bir türlü devleti yöneten adamlarımıza bunu anlatamıyoruz ama hiç olmazsa aydınlarımız bunu anlamalı. bizim amacımız, ' batılılaşmak' değildir. bizim amacımız ' çağdaşlaşmaktır'. ikisi birbirinden farklı şeylerdir. batılılaşmak demek, batıda herhangi bir devletin gelişmek için ne yaptıysa, hepsini alıp türkiye'de yapmak demektir. bu yaptığınıza, 'sömürgeleşmek' denir. çünkü batılı devletler sömürgelerinde bunu yaparlar. yani, mesela cezayirli yazarlar fransızca yazarlar ve eserlerini fransa'da yayınlarlar. şimdi bizim delikanlıların ingilizce yazıp amerika'da yayınlamak istemeleri gibi. bu bir hacalettir. utanç verici bir şeydir. sen kendi dilinde yazıp oraya kendini kabul ettirebiliyor musun? sen o zaman önemli bir devletsin. ve sen bunu yapacak güçtesin. şimdi buraya nereden ve niçin geliyorum? çünkü biz buraya gelebilmek için başlangıçta anlattığım o dramatik sahneleri yaşamış olan ege'yi özellikle izmir'i kurtarmayı hedef edinmiştik. büyük taaruzun hesabı kitabı bunun üzerine yapılmıştı. 26 ağustos'ta büyük taaruz başladığı zaman, kıtalar hedeflerini biliyorlardı. hedef akdeniz'di. o da izmir demekti. o savaşı çeşitli yabancılardan okumak lazım. ve gene şaşıracaksınız. en iyi ruslar anlatıyorlar. çünkü cepheye en yakın sokulabilen ruslar olmuşlar o zaman. ve birisinin anlattığı bir sahne vardır ki benim hiç gözümün önünden hiç gitmez. 'askerler sıraya girdiler. bir yerde onlara avuçla arpa veriliyor. buna bir anlam veremedim.' diyor bir rus gazeteci. 'gittim ve bunu bu işi yapanlara sordum. niçin bu arpayı veriyorsunuz? bu onların 'tayını' demişler. bu arpayı haşlayıp yiyeceklerdir.' işte, biz bununla izmir'e geldik. bununla, yunanlıları denize döktük.


    'sizler o türkler misiniz, değil misiniz?' bunu bir düşünün. onlar böyle adamlardı. sözü sonuna bağlamadan önce gene o günlere dönelim. fahrettin paşa'nın süvari kolordusu büyük taaruzda çok faal rol oynamıştır. 8 eylül günü yani bugün manisa'ya girer. manisa kurtulmuştur. uzun süreden beri savaşmaktadırlar ve henüz süvarilerin midesine sıcak yemek girmemiştir. manisa'nın kazanılması üzerine, bir yemek yenilmesi emredilir. seyyar mutfaklar kurulur. yemek hazırlanmaya başlanır. fakat bir müddet sonra, bu taraftan (izmir'den) bir telgraf gelir. yunanlılar çekiliyor, yerli rumlar şehri yakacak, acele yetişilmesi lazımdır. menemen'den bir telgraf geliyor. rumlar bizi yakacak derhal yetişmeniz lazımdır. derhal kazanlar dökülüyor ve süvariler atlara atlayıp bu gece izmir istikametinde ve menemen istikametinde harekete geçiyorlar. ve aşağı yukarı sabah yaklaşırken bu civara gelmişlerdir. 9 eylül sabahı, kumandanı yüzbaşı şerafettin bey olan öndeki birliklerden bir tanesi izmir'e ilk giren birlik olmak hırsı ve hevesiyle şimdiki ismiyle hilal ve alsancak dediğimiz bölgeden bir taaruz geliştiriyor. neticede, dört nala ilerlerken hiç beklemedikleri bir şekilde, bir yıkıntının arkasında pusu kurmuş olan yerli rumlar ani bir ateş açıyorlar. ve bu ateş onları durduruyor hatta içlerinden üçü orada şehit oluyor. fakat yüzbaşı şerafettin bey'in atlıları öyle kolay yılacak atlılar değillerdir. savaşarak, alsancak istikametinden izmir'e girerler. 9 eylül sabahı, saat 10.30'da, konak'ta hükümet konağının balkonunda asılı olan yunan bayrağını yüzbaşı şerafettin bey bizzat indirir. türk bayrağını çeker. ve izmir türk olur. çok geçmeden sarıkışla ve kadifekale'ye de bayrak çekilir. böylece hedefe varılır. varılır da beni düşündüren şudur. neden bu kadar sene geçtiği halde, hiç birimiz bu üç şehidin kim olduğunu hiç araştırmadık. onlar her şeyleriyle, istiklal savaşının 'gerçek temsilcileridir'. sonuna kadar getiriyorlar ve şehre girerken şehit düşüyorlar. şu kadere bakın. ben bunu ilk defa, burada (izmir'de) gazetecilik yaparken karşıyaka'ya geçtiğim yolda bir abide görünce fark ettim. sıradan küçük bir taş dikilmişti. nedir diye merak ettim. çünkü öyle şatafatlı bir şey değildi. bir gün arabadan indim ve baktım. üzerine yaldızla eski harflerle kısacak bir not düşülmüş. ben cumhuriyet çocuğu olduğum için eski yazıyı bilmiyorum. onu aynen kopya ettim. sonra götürdüm, o zaman sağ olan anneme gösterdim. annem ona baktı ve iki kelime okudu. 'şeref' ve 'namus'. bu iki kelime, bütün bir istiklal savaşının özetidir. biz tarihte 20'ye yakın devlet kurmuş bir kavimiz. biz öyle kolay kolay yunanlıya, ingilize, fransıza esir olacak bir millet değiliz. bunu her zaman isteyenler çıkacaktır. ama görev verilmiştir. görevi biliyorsunuz. birinci vazifemiz, türk istiklalini ve türk cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdaafa etmektir. bu, bizim en büyük hazinemizdir. ama bu hazineyi, istikbalde dahi elimizden bizim almak isteyecek olan harici ve dahili bedhahlarımız olacaktır. o bedhahlara karşı aynı mantıkla direnebilmeliyiz. o bedhahlar, mustafa kemal paşa'nın nutkun sonunda belirttiği 'bedhahlar' ortada. iş o kadar vahim.


    onun için ben diyorum ki 'parola vatan, işareti namus' o halde dikkat. görev başına. marş marş, marş! "

    7
  • fat-man

    aysel git başımdan

    aysel git başımdan ben sana göre değilim
    ölümüm birden olacak seziyorum.
    hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
    aysel git başımdan istemiyorum.

    benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
    dağıtır gecelerim sarışınlığını
    uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
    hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
    aysel git başımdan ben sana göre değilim.
    benim icin kirletme aydınlığını,
    hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

    islığımı denesen hemen düşürürsün,
    gözlerim hızlandırır tenhalığını
    yanlış şehirlere götürür trenlerim.
    ya ölmek ustalığını kazanırsın,
    ya korku biriktirmek yetisini.
    acılarım iyice bol gelir sana,
    sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
    aysel git başımdan ben sana göre değilim.
    ümitsizliğimi olsun anlasana
    hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim.

    sevindiğim anda sen üzülürsün.
    sonbahar uğultusu duymamışsın ki
    içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
    uzak yalnızlık limanlarına.
    aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
    büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
    çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
    sakın başka bir şey getirme aklına.
    aysel git başımdan ben sana göre değilim,
    ölümüm birden olacak seziyorum,
    hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim.
    aysel git başımdan seni seviyorum...

    2