entries (177) - page 2

navigate to the topic list
  • kötü sözlük yazarlarının itirafları

    inanılmaz maymun iştahlıyım. kendimi tutmasam fena dağılacağım. şu an iyi kötü bir hayatım varsa bunu geliştirmek zorunda kaldığım otokontrole borçluyum.

    geçen gün durup dururken kendi kahve markamı yaratmayı düşündüm. baya araştırdım, çekirdek çuvallarının ve öğütme ekipmanlarının fiyatlarına baktım. kredileri falan araştırırken dedim dur orada. hani 2 gün daha o modda dolaşsam dan dun gireceğim. halbuki google'dan falan öğrendiğim demleme yöntemleri dışında bir bok bildiğim yok.

    birkaç gün önce de gecenin on ikisinde kendimi sivil toplum iş ilanları telegram grubunda buldum. sürekli geliyor. halbuki öyle aman aman deneyimli olduğum bir alan değil. nereden estiyse kendimi bunlara bakarken buldum.

    yani bir gün şu otokontrolü kaybedersem sıçtım.

  • stranger things

    5.sezonu 2024'te yayınlanacakmış.

    güzel dizi. bana biraz mix gibi geliyor. stand by me'nin başrolündeki veletleri alıp 80'lerin korku filmlerinin evrenine atmışlar. sürüklüyor. fakat arada sıçıyorlar.

    --spoiler--
    3.sezon bok gibiydi. izleyiciyi aptal yerine koyan bir sezon oldu. soğuk savaşın en çetrefilli dönemi, başta reagan falan var ama sovyetler gelip abd'deki bir avmnin altına üs kuruyor aq. bir de üniformayla falan geniş geniş dolaşıyorlar. hayır red dawn filmindeki gibi açık bir işgal olsa okey ama böyle çok saçma olmuş.

    bir de grubun lideri dustin olmalıymış. aralarında tek kafası çalışan o.
    --spoiler--

  • lord of the rings vs game of thrones

    lotr ile karşılaştırılabilecek hiçbir fantastik eser veya evren yok.

    lord of the rings'i özel kılan o yüzüğün serüveni değil. yüzük bir araç. okurken o araca binip dünyayı geziyorsun. filoloji, mitoloji ve tarih gibi disiplinlerden yararlanılarak ilmek ilmek inşa edilmiş bir dünya var orada. yüzük bahane.

    got'u boklamıyorum bu arada. vaktiyle kitaplarını okumuştum, sürükleyici ve derinlikli bir eser. ancak lotr'nin karşısına çıkabilecek bir yapıt yok.

  • sokak hayvanlarının toplatılması

    osmanlı'dan beri çözülememiş bir sorundur.

    istanbul'a gelen avrupalı seyyahlar, sokak köpekleri karşısında duydukları şaşkınlıktan eserlerinden sıklıkla bahsetmişler. hatta chateaubriand istanbul'u üç şeyle tanımlamış; ıssız sokaklar, tekerleksiz arabalar ve sokak köpekleri.

    köpeklerin sokaklarda yaşaması, doğunun geri kalmışlığının sembolü olarak kabul edilmiş. zira avrupa'da meşhur veba salgınından beri sokaklarda yaşayan hayvanlara pek iyi bakmıyorlar dolayısıyla köpeğin sokakta sürü halinde yaşaması, doğurması onların nezdinde bir geri kalmışlık olarak görülüyor.

    bazıları da bu durumdan övgüyle bahsetmiş. mesela fransız seyyah jean de thevenot köpekler ile insanlar arasında bir işbirliği olduğunu ve köpeklerin insanlar tarafından beslenip mahalleleri, sokakları koruduğunu anlatmış. hatta bazı zenginlerin vasiyetnamelerine köpeklerin beslenmesiyle ilgili maddeler eklediğini belirtir seyahatnamesinde.

    gerçekten de o dönemin istanbulunda böyle bir durum var. köpekler sokaklarda boşu boşuna bulunmuyor. insanlar köpekleri besliyor, köpekler de insanları koruyor.

    osmanlı'nın sorunlu batılılaşmasının bedelini ilk ödeyenler de köpekler oldu. 17.yüzyıldan itibaren, makam mevki sahibi olanların yaptığı ilk iş bu köpeklerle uğraşmak oldu.

    istanbul'da 1910 yılına kadar sayısız köpek sürgünü oldu. ama 1910 yılındaki hayırsızada olayı aralarında en zalimane olanıdır.

    istanbul şehremini suphi bey, 80.000 kadar köpeği vapurlara doldurup tek damla su bulunmayan hayırsızada'ya bıraktırdı. gerçekten zalimane bir olaydır, zira yemek bulamayan hayvanlar sonunda birbirlerini yemeye başlamışlar. ulumalarının bütün anadolu yakası kıyılarından duyulduğu söylenir.

    konuyu detaylı bir biçimde merak ediyorsanız izleyebilirsiniz;

    olayın tarihi seyri böyle. gelelim günümüze.

    köpek, doğada kendi başına evrimleşmiş bir canlı değil. insanlar kurtların en uysallarını evcilleştirerek, yapay seçilim yoluyla bu türü yaratmışlar. dolayısıyla bu türün insandan bağımsız bir doğallığı yok. yani hayvanları toplayıp ormanlara bırakmak çözüm değil, tam aksine o zaman da yaban hayatını tehdit ediyorlar.

    bu hayvanların sokakta yaşamaları da çözüm gibi gelmiyor bana. hem insanlar hem de köpekler için tehlikeli bir durum yaratıyor. hayvanları lokanta artıklarına mahkum edip şişmanlattıktan sonra sokaklarda yalnız bırakmak pek makul ve vicdani bir şey gibi gelmiyor.

    bu durum insanlar için de tehlikeli. çünkü kendilerini güvende hissetmiyorlar, haliyle saldırganlaşabiliyorlar.

    bence bu konuda en iyi çözüm, barınakların koşullarının iyileştirilmesi ve köpeklerin rahatlıkla yaşayabileceği yerler haline getirilmesi olur. burası hayvanlar için toplama kampı olmaktan çıkarılıp rehabilitasyon merkezine dönüştürülebilir. daha önce besleyenler bilirler, sokaklar bu hayvanlara gerçekten iyi gelmiyor. açık hava bakım merkezleri kurularak, kontrollü bir şekilde bakımları yapılabilir ve rahat yaşamaları sağlanabilir.

    aynı şekilde, sokak köpekleri için kimlik çıkarılarak, bakımları belli kişiler tarafından üstlenilebilir. örneğin, bir sokağın esnafı sokaktaki beş tane köpeği besliyorsa bunların barınmalarından da sorumlu olmalı. alüminyum kapta makarna verdikten sonra bırakmak gerçekten ne insanlar ne de köpekler için çözüm değil.

    bu konuda ne yazık ki zalimane ve popülist yaklaşımlardan başka bir şey geliştirilemiyor. ya toplayıp itlaf ediyoruz ya da kontrolsüzce ortalığa salıyoruz. ama hem insanların hem de köpeklerin sağlığı için geliştirilmesi lazım.

  • finlandiya başbakanının parti görüntüleri

    finlandiya, başbakanın iki dans edip beş dakika ulaşılamaz durumda olmasıyla işgal edilecekse zaten batmış demektir.

    gelişmiş ülkelerde bu meseleler sistem üzerinden yürür. iktidardaki şahsın inisiyatifi, etkisi bir yere kadardır. kurumlar işliyorsa başbakanın 1 saat dans etmiş olmasının zerre önemi yok. ancak bizim gibi geri kalmış doğu toplumlarında sistemler değil şahıslar yüceltilir. tartışmalar bunun üzerinden döner. kendimi de bunun dışında bırakmıyorum.

    ekrem imamoğlu meselesinde bunu bariz bir biçimde gördük. hani eleştiriler altyapı iyi değildi, yanlış yere imar izni verildi minvalinde olsa kabul edilebilir. ama tatilde olduğu için adamı gömdüler. sanki vidanjör kapağını gelip kendi açacak. belediyenin binlerce kişilik çalışan kadrosu var, iskisi var, kanalizasyon departmanı boku püsürü var. eko tatilde olsa ne olur çizmeleri giyip sokakta gezinse ne olur.

    velhasıl, buradan bakınca biraz işin bokunu çıkarmış gibi görünüyor. ama buradan baktığım için olabilir.

  • hellraiser

  • kıbrıs barış harekatı

    meşru bir gerekçeye dayansa da 50 yıldır süren bir işgalle sonuçlanmıştır. sonucunda ortaya çıkan bağımsız bir ülke değil, türkiye'ye bağlı bir dominyondur. kağıt üzerinde bağımsız diyeceğim ama onu da bir biz tanıyoruz.

    90'lardaki meselelerden de bizzat türk kolluğu ve istihbaratıyla bağlantılı kişiler sorumludur. lefkoşa'daki otopark mafyasının kavgası falan değil yani bu. türkiye burada garantörün ötesinde, işgalci.

    bu arada kıbrıs türklerinin önemli bir kısmı aşağı yukarı böyle düşünür.

  • kktc'yi tanıyan ülkeler

    ölenlerin türk olması olayı eoka'yı ciciş yapmıyor veya durumun ciddiyetini bozmuyor. olayı buraya çeken sensin. art niyetli okuma derken kast ettiğim tam olarak buydu.

    eoka'nın katliam yapmış olması türkiye'nin burada bağırsaklarını temizlemesini, halkın iradesini gasp etmesini ve cinayetler işlemesini meşru kılmıyor. böyle bir durumda kktc'nin bağımsız olduğuna dünyayı ikna etmeye çalışmak iki yüzlü bir tavır ve yıllardır tam olarak bunu yapıyoruz. değil çünkü. ülkemiz burayı kendi müstemlekesi olarak görüyor. yapılan uygulamalar bu şekilde.

    "yavru vatan" diye bir şey yoktur. bir ülke ya bağımsızdır, ya değildir. ülkeler yavrulamaz.

    zaten, yukarıda da bahsettiğin gibi, bu durum uluslararası kamuoyunda işgal olarak görülüyor. çünkü öyle. türkiye, kktc'nin bağımsızlığını kendisi tanırsa belki diğer ülkelerin bu konuda ikna edilmesi daha kolay olabilir.

  • kktc'yi tanıyan ülkeler

    ucuz bir demagoji. kusura bakmayın.

    yazdığım giriden eoka'nın meşru bir örgüt olduğunu veya "bizim çocuklar" olduğunu çıkarmak için epey art niyetli bir okuma yapmış olmak gerekiyor. yani en iyi ihtimal bu en azından. eoka bizim çocuklar değil. eoka katliamcı bir örgüt. türkiye bu durumu suistimal etti, mesele bu.

    zira türk derin devletinin oradaki faaliyetleri de eoka'dan pek farklı değildi. gazetecilerin öldürülmesinden, faili meçhullerden bahsediyoruz. yani ülkenin cumhurbaşkanı çıkıp "türk makamları beni tehdit etti" diyorsa ortada normal olmayan bir durum var demektir. demek ki biz de tanımıyoruz burayı.

    ayşe'nin tatile çıkması meşru bir sebebe dayanıyor olabilir. ancak ayşe tatilde kaldı. sorun bu. tatilden dönmesi gerekiyor.

  • sabah 8 de işe giden kitle

    dahil olduğum kitledir.

    halbuki remote çalışıyorum. sabah 11'de işe başlasam kimse neden başladın demez. gün içinde teslim etsem yeter. ancak deli dürtmüş gibi sabahın altısında kalkıyorum, sekizde işe başlıyorum. bir yamukluk var ama dur bakalım.

  • kktc'yi tanıyan ülkeler

    türkiye de değildir.

    türkiye, kktc'ye bağımsız bir ülke muamelesi yapmıyor fakat uluslararası kamuoyundan bunun yapılmasını talep ediyor. tam bir iki yüzlülük.

    türkiye, başbakan seçiminden çocukların din eğitimine kadar her şeye müdahale ediyor. bağırsaklarını burada temizliyor. türkiye tüm bunları bölge halkının iradesine, isteğine karşı gelerek yapıyor. bununla da yetinmiyor, derin devlet çetelerini salıp insanları öldürtüyor. sedat peker daha geçenlerde kutlu adalı meselesinden bahsetti.

    eski cumhurbaşkanının "aday olmamam için tehdit edildim" şeklinde açıklaması var. daha ötesi yok yani.

    bölge halkını eoka'dan kurtaracağız diye girdik, ülkeyi kumarhane ve mafya cennetine dönüştürdük. abd'nin bir zamanlar küba'ya yaptığı muameleyi yapıyoruz. yani bizim de burayı tanıdığımız falan yok. başka ülkelerin tanımaması gayet normal.

  • püf püf

  • kötü sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar

    işi gücü bırakıp baristalığa mı başlasam?

  • tiktok

    bir kere merak edip indirdim. nedir bir bakayım dedim. "bir şarkısın sen"i söyleyip yastıkla dans eden bir eleman görünce ışık hızıyla sildim. telefon pahalı olmasa üzerine benzin döküp yaktıktan sonra toprağa gömebilirdim. ama pahalı.

  • birine mal demek isteyip diyememek

    fazlasıyla yaşadığım bir durum.

    insanı fazlasıyla yoruyor. şimdi adam mallık yapıyor mesela. kimse çıkıp mal diyemediği için yaptığı işe devam ediyor. mesela bir iş yapmanı istiyor, öyle istekleri oluyor ki, bunu istemesinin tek açıklaması mal olmak olabilir. yani ismek'te mallık kursu olsa bir yıl eğitim aldıktan sonra istenebilecek bir şey. fakat açık açık "mal mısın?" diyemiyorum. elemanın mallığını ıkına ıkına törpüleyip olayı makul bir seviyeye getirmeye çalışıyorum.

    bence ayın belirli günlerinde serbest olmalı bu. mesela her ayın on beşinde herkes herkese mal diyebilmeli. müthiş bir arınma olur. toplum olarak psikolojimiz düzelir. kişi başına düşen milli gelir falan artar.

« / 12 »