most liked (72)

navigate to the topic list
  • kötü sözlük itiraf

    bu sözlüğe ilk üye olduğumda vejetaryendim. hatta o günlerde earthlings belgeselini izleyip etkilenmiş ve hayvansal gıda tüketimini azaltmaya karar vermiştim. vegan olmayı falan planlıyordum. bunun savunusunu sözlükte yapmışlığım da var.

    tarih 29.03.2022 ve etli büryan pilavı tarifi veriyorum.

    velhasıl film şeridi gibi geçti klişesini yapmaya müsait bir an şu an.

  • varoş olduğunuzu gösteren şeyler

    müzik zevki ve yaşam alışkanlıkları üzerinden bu tür yargılarda bulunmamak gerektiğini düşünüyorum.

    mesela caz bugün seçkinci bir tür olarak tanımlanıyor. sanat galerilerinde, lüks restoranlarda ve kültürel düzeyi yüksek ortamlarda caz çalınır. ama caz bir zamanlar kölelerin, abd'nin gettolarına sıkışan siyahi vatandaşların yani varoşların müziğiydi. vaktiyle adorno da dahil olmak üzere birçok kişi tarafından yoz bir tür olarak görülüyordu. hatta bozkırkurdu'nu okuduysanız henry haller'in cazdan ne kadar tiksindiğini hatırlarsınız.

    kötü müzik var mı? bence evet, var. arabesk mesela bence fevkalade kötü bir müzik. ama bunu dinlemek birini varoş yapar mı, sanmıyorum.

    yaşam alışkanlıkları için de aynı şeyi söylemek mümkün.

    bence böyle bir yafta oluşturulacaksa, alışkanlıklar üzerinden değil çevreyle kurulan ilişki üzerinden belirlenmeli. mesela arabesk müzik dinlemenin bir mahsuru yok ama arabayla bangır bangır dinleyip insanları uyandırmanın bir mahsuru var. ya da minderi piknik alanına serip oturmanın kimseye bir zararı yok ama orayı kirletmenin hem insana hem çevreye zararı var. çizgiyi buradan çekmek daha mantıklı geliyor.

  • mahkemeye verilen sözlük yazarları

    bununla tehdit edilmişliğim var.

    sabah akşam politik tartışmalara girdiğim bir dönemde bu minvalde bir mesaj almıştım. nickini hatırlamıyorum elemanın. elime bir tebligat gelmedi.

    şu mahkeme süreçlerine katlanmaktansa tertemiz dayak yemeyi tercih ederim. uyuz olan varsa adres verebilirim.

  • gulyabani

    türk korku sinemasından böyle korkunç bir karakter çıkmamıştır.

    dalga geçmiyorum. korku yönetmenlerimizin tek bildiği yüzü kömüre boyalı bir kadına çığlık attırıp arkaya ayet yazmak. şu yaratıcılık ve profesyonellik hiçbirinde yok.

  • astroloji

    --spoiler--
    edgar morin günümüzde astrolojinin gençler arasındaki çekiciliğini "burjuva toplumunun yaşadığı kültürel krize" yoruyor. morin gençlik kültüründe "astrolojinin devrimci bir yeni çağ anlayışına (aquarius çağı) sahip yeni bir ruhani bilginin parçası olduğunu" düşünüyor.

    konuyla son derece ilgili olan gerçekse, astrolojiye duyulan en büyük ilgiye "taşrada, kırsalda, çiftçiler veya mesleki yapının en alt katmanlarındaki kişilerde değil, bilakis yoğun nüfuslu şehirlerde ve beyaz yakalılar arasında rastlanması. fransız yazarlar astrolojinin dindışı işlevinde diretmediler ama gene de hayatımızın yıldızlarla ilgili fenomenlerle ilişkili olduğu keşfi varoluşumuza yeni bir anlam katar. artık heidegger'in ve sartre'ın tanımladığı, saçma ve anlamsız bir dünyaya fırlatılmış, özgür olmaya mahkum yabancı, anonim birey değilsinizdir; sartre'ın söylediği gibi sizin durumunuzla sınırlı ve tarihsel koşulunuzla koşullanmış bir özgürlüğe mahkum değilsinizdir. bilakis, burcunuz size yeni bir itibar ve üstünlük kazandırır: tüm evrene nasıl yakından bağlı olduğunuzu size gösterir. hayatınız belki yıldızların hareketiyle belirleniyordur, fakat en azından bu belirlenimin benzersiz bir ihtişamı vardır. her ne kadar, son tahlilde görünmez ipleriyle oynatılan bir kukla da olsanız, gene de cennetimsi göksel bir dünyanın parçasısınızdır.

    ayrıca varoluşunuzun bu kozmik önceden belirlenimi bir gizem oluşturur: evrenin önceden belirlenmiş bir plana göre hareket ettiği anlamına gelir; insan yaşamının ve bizatihi tarihin bir
    örüntüye göre gerçekleştiği ve bir amaca göre gelişerek ilerlediği anlamına gelir. bu nihai amaç gizlidir veya insanın anlayışının ötesindedir.
    --spoiler--

    mircea eliade - okültizm, büyücülük ve kültürel modalar

  • kötü sözlük itiraf

    bazen buraya geldiğimde, netflix'teki iskandinav polisiyelerini altyazısız izler gibi hissediyorum. bi olaylar dönüyor ve epey heyecanlı şeyler, belli. fakat konulara hakim olmadığım için anlayamıyorum.

  • pera palas'ta gece yarısı

    dizinin birçok olumlu tarafı var. zaman yolculuğu gibi fantastik konuları bilindik mekanlarda görmek güzel. dekorlar mükemmel. detaylar enfes biçimde işlenmiş. insanı 1919 yılının istanbul'una götürüyor hakikaten.

    ancak zaman yolculuğu gibi iddialı bir konuyu işliyorsanız kurguyu ilmek ilmek örmeniz gerekir. hababam sınıfı'nda veya gora'da böyle bir zorunluluk yok çünkü bunların böyle bir iddiası yok. gora'nın tek iddiası çakal esnaf tipini uzaya gönderip algılarımızı bozmak ve bizi bununla güldürmek. orada istediği kadar saçmalayabilir. zaman yolculuğuyla 1910'lu yılların istanbul'una gidip cazbantlar eşliğinde işgal meselesi konuşan bir karakter o kadar saçmalayamaz ama.

    hazal kaya'nın oyunculuğuyla ilgili bir eleştirim yok. karakterin sınırları iyi çizilmediği için kadın ne yapacağını şaşırmış. esra kim bilmiyoruz. bu esra, zaman yolculuğu yapıp karmaşık problemleri çözebilen parlak bir gazeteci mi yoksa "ahmet abi ehehe ahmet abi" diye dolaşan aklı bir karış havada bir arkadaşımız mı? iki özelliği de bünyesinde taşıyorsa birinden diğerine nasıl geçiyor? peride'yi gayet iyi oynamış, zerre sırıtmamış ama esra'da bir belirsizlik var. ana karakter iyi kurgulanmayınca geri kalan detaylar ne kadar iyi olursa olsun iş bozuluyor.

    senaryo tutarsızlıklarla doluydu. dizinin izleyiciyi nereye götürdüğü belli değil. bir soru uyandırıyor, bir şeyi getirip "çözümü bu" diye önümüze koyuyor. sonra başka bir şeyi getirip "aha bu" diyor. bu büyük bir problem.

    bir yerde normal karşılıyorum. türk yapımcıları bu tür konuları işlemeye pek alışkın değil. illa ki bunun bir gelişme süreci olacaktır. ama gelişmesi için de eleştirilmesi gerekiyor.

    oturup akasya durağı'nı eleştirmenin bir anlamı yok. çünkü onun gidebileceği bir yer zaten yok. bunun var, o yüzden eleştirilmeli.

  • sürü lideri erkek aslan

    doğadan yalıtılmış olduğumuzu düşünmek ve bunun üzerinden bir "doğal" kavramı inşa etmek bana doğru gelmiyor. yalan yok, eskiden ben de doğayı insan varlığından uzakta bir yere konumlandırmıştım. ancak bizim doğamız bizzat bu. şu an pencereden bakıyorum, ne var bakayım, ekmek fırını, sokak lambası, nalbur, park yeri yüzünden tartışan göbekli dayılar, bizim doğalımızın öğeleri tam olarak bunlar.

    ahlak dediğimiz olay da çoğunluğun iyiliği için benimsediğimiz bir değer yargı bütününden ibaret. yarasaların mağaralarına döndüklerinde yemeklerini aç olanlarla paylaşmak için istifra etmeleri gibi. ya da alfalık döneminde kötü davranan babunların yaşlanınca sürünün diğer üyeleri tarafından dışlanmaları gibi. bu ahlak kodlarının benzerleri hayvanlarda da var.

    bizim ahlak ile ilgili sıkıntımız da bu olguyu kült olarak benimsemekten geliyor zaten. ahlakın değişebileceğini ve evrilebileceğini kavrayamıyoruz. halbuki ahlak da sosyal yaşantımızla evrilen bir olgudur. statik değildir. insanların ahlak ile ilgili problemi onu statik bir şey olarak algılayıp, işlevini bir kenara koymalarından kaynaklanıyor.

    alfa meselesine gelelim. aslanın doğası evrimi sebebiyle öyle şekillenmiş. bizim doğamız öyle mi? tartışılır.

    avcı-toplayıcı kabilelerde kadın ve erkek arasında kesin bir ayrımın olmadığını düşünmek için birçok sebebimiz var. yani insan doğasında defacto olarak bir ataerkilliğin olduğunu düşünmek doğru olmayabilir. ataerkinin tarım ve hayvancılık ile gelişmiş olması yüksek bir ihtimal. çünkü bu işler fiziksel güç gerektiriyor ve toplum geçimini bu işlerden sağlayınca fiziksel güce sahip olan erkek ön plana çıkıyor.

    ilginç bir olay var mesela: hera'nın zeus ile evliliği, zeus'un tavuskuşu kılığına girip hera'ya tecavüz etmesi yoluyla gerçekleşir. bu konuda şöyle bir teori var; hera esasen batı anadolu'daki anaerkil bir kültün tanrıçasıydı. fakat bu anaerkil toplumlar, ataerkil helenler tarafından istila edildi. zeus'un hera'yla birlikteliği esasen erkteki değişimi sembolize ediyor.

    yani "bu bizim doğamız" diyebileceğimiz bir durum yok. toplumsal koşullara göre değişmiş ve şekillenmiş. 2022 yılında "insan doğası" kadın erkek eşitliğidir. çünkü yaşamlarımızı iyi standartlarda sürdürebilmek için ahlaki ve doğru olan budur.

  • 2023 seçimleri

    türkiye isveç değil şüphesiz, fakat nijerya da değil.

    seçimi kaybettiklerinde ortalığı karıştırmayı denerler mi? denerler bence. bunlarda rasyonalite namına bir şey kalmamış. torpil belgesini yanlışlıkla chp milletvekiline gönderecek kadar mal olan tipler bunlar. her boku denerler. ancak başarılı olurlar mı. o şüpheli. silahla seçim bastırma olayı gambiya'da bile tutmadı. yahya jammeh miydi neydi o elemanın adı, seçimi kaybedip koltuğu bırakmamıştı da karga tulumba indirdiler.

    türkiye gambiya, kuzey kore veya belarus değil. evet, işleyen bir demokrasimiz yok ama mekana silahla çöker gibi iktidara çökmek sürdürülebilir bir olay olmaz.

    halk iradesi de küçümsenecek bir olay değil. zaten seçimi kaybeden bir güruh silahla iktidarda kalmayı başarabiliyorsa ülke failed state konumuna düşmüş demektir. bu da hiçbirimizin can güvenliği olmadığı anlamına gelir. dolayısıyla böyle bir durumda evde kalarak da güvende olunacağının garantisi olmaz.

  • kötü sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar

  • emniyet genel müdürlüğü istihbarat başkanlığı

    devlet kurumları artık tarafsızlık iddiasında değil. hatta tarafsız görünmeye bile çalışmıyorlar. bunu biliyoruz. egm ile akp bağcılar ilçe teşkilatı arasından hiçbir fark yok şu sıralar. gördüğümüz kadarıyla kurumsallık da kalmamış.

    şu üslubu yönettiğim hesaplardan birinde kullanmayı geçtim teklif etmiş olsaydım işten atılır ve sittin sene sektörde iş bulamazdım. fakat devlet kurumları, orta ölçekli bir şirket kadar bile kurumsallaşmayı dert etmiyor. yakında tarım ve köyişleri bakanlığı'nın twitter hesabında "o gol kaçar mı lan senin elini ayağını s****" diye tweet görürsem şaşırmayacağım.

  • timsah

    tarihi kaynaklara göre bir zamanlar kadıköy'de epey bulunan bir hayvan.

    hatta romalı soyluların zareta'da -bugünkü kızıltoprak civarı- köşklerinin havuzlarında timsah beslediği rivayet edilir. bu meşhur timsah havuzlarından biri bugünkü zühtüpaşa camii'nin olduğu yerdeymiş.

    bunu seneler önce not almıştım ve bir yerde kullanmam gerekiyordu, sorry.

  • seinfeld

    tartışmaya kapalı olan iki gerçek var.

    1. su 100 derecede kaynar
    2. seinfeld, gelmiş geçmiş en iyi komedi dizisidir.

    george diye bir karakter var bir kere. adamın loserlığı üzerine destan yazılabilir. laf dalaşına girdiği elemana laf sokmak için başka eyalete giden ve madara olup geri dönen bir karakter. sevdiği kız için latvian ortodoks oluyor kız ülkeyi terk ediyor. müthiş bir şey. herkes hayatının bir döneminde george costanza olmuştur. aslında spesifik bir tipi değil hepimizi temsil ediyor.

  • chpkk

    fevkalade yersiz bir kelime oyunu.

    chp'nin pkk ile özdeşleştirilmesinin sebebi, insan hakları konusunda esasen sosyal demokrat olma iddiası taşıyan bir parti için yeterli dahi olmayan bir takım söylemlerde bulunması. çünkü bu ülkede yaşıyorsanız iki seçeneğiniz var; ya siyasal islamcı olacaksınız ya da onun seküler izdüşümü olan tuhaf bir milliyetçilik anlayışını savunacaksınız. iki anlayışta da insan haklarına, demokrasiye ve modern yaşamın temeli olan düşüncelere yer yok. ancak terörü bitirmenin de bunun dışında bir yolu yok.

    demokrasi, insan hakları, refah, huzur ve ekonomik gelişmişlik paket olarak gelir. diğer pakette otoriter yönetim, terör, yolsuzluk, istikrarsızlık vardır. birini seçmek lazım. totaliter söylemleri benimseyip, siyasi olarak karşı olduğunuz herkesi terörist ilan ederseniz elinizde ancak 2022 türkiyesi gibi bir ülke olur.

    --spoiler--
    şunu unutmamak gerekir ki, demokrasi, insan hakları, hukuk devleti, sadece iyi zamanlarda kapağı açılan bir şeker kutusu değil. bu değerler güç zamanlar için de geçerli. terörizmin amacı demokratik değerlere dayanan toplumları ortadan kaldırmak. siyasal iktidar, terör bahanesiyle ülkesinde demokrasiye son veriyorsa, arada ne fark kalıyor?

    terör ve şeker kutusu
    --spoiler--

  • zeytinli rock festivali'nin yasaklanması

    siyasal islam adı verilen siyasi kanserin ülkede yayılmasının sonucudur.

    bunlar böyledir. ideolojilerinin gerçek hayatta hiçbir karşılığının olmadığını içten içe bilirler. hiçbir işe yaramayan, hiçbir soruna çözüm üretmeyen bu fikre mensup olup hayatlarını sikmelerinin acısını da başkalarından çıkarırlar. hukuku asıl amacı dışına çıkarıp gerici histerilerini tatmin için kullanırlar.

    adamların hayatında eğlence diye bir şey yok. olan da haremlik selamlık düzenin uygulandığı, boktan etkinliklerin yapıldığı ramazan şenliklerinden ibaret. hacı yağı kokulu leş gibi bir hayatları var. ne kadar paraları olursa olsun, hangi koltuklara sahip olurlarsa olsunlar bu leşlikten kurtulamıyorlar. bunun acısını da böyle çıkarıyorlar.

    umut kuzey denilen herife de müstahak bu arada. birkaç yıl önce rte'nin fotoğrafını paylaşıp sansür yasasını savunuyordu. olan işin gücün arasında biraz eğlenmek için heves eden insanlara oluyor.

/ 5 »