most liked (86)

navigate to the topic list
  • lord of the rings vs game of thrones

    lotr ile karşılaştırılabilecek hiçbir fantastik eser veya evren yok.

    lord of the rings'i özel kılan o yüzüğün serüveni değil. yüzük bir araç. okurken o araca binip dünyayı geziyorsun. filoloji, mitoloji ve tarih gibi disiplinlerden yararlanılarak ilmek ilmek inşa edilmiş bir dünya var orada. yüzük bahane.

    got'u boklamıyorum bu arada. vaktiyle kitaplarını okumuştum, sürükleyici ve derinlikli bir eser. ancak lotr'nin karşısına çıkabilecek bir yapıt yok.

  • kötü sözlük itiraf

    bu sözlüğe ilk üye olduğumda vejetaryendim. hatta o günlerde earthlings belgeselini izleyip etkilenmiş ve hayvansal gıda tüketimini azaltmaya karar vermiştim. vegan olmayı falan planlıyordum. bunun savunusunu sözlükte yapmışlığım da var.

    tarih 29.03.2022 ve etli büryan pilavı tarifi veriyorum.

    velhasıl film şeridi gibi geçti klişesini yapmaya müsait bir an şu an.

  • kitap çıkarmak

    öldükten sonra yapılması gereken ilk 10 şeyden biridir.

    4 yıldır üzerinde çalıştığım romanı tamamladım. yayınevlerine göndermeye başladım. birinden dönüş geldi. adam beş dakika beni beş dakika kendini övdükten sonra şartları anlattı. kitabın basılması için yazarın matbaa masraflarının bir kısmını karşılaması ya da ilk baskının telif gelirinden feragat etmesi gerekiyor.

    tamam dedim. bundan 4-5 yıl önce olsa kesinlikle kabul etmezdim ama malum, kağıdı falan avroyla alıyoruz. yayıncılık zor iş bugünlerde. yola yeni çıkan bir yayınevinin böyle bir talepte bulunması normal. zaten ahmet ümit falan değilseniz kitap yayınlayarak geçim sağlamak mümkün değil bu ülkede. olay kişisel tatmin. dedim editörle bir görüşeyim.

    görüştüm. şimdi benim dosya 150 word sayfası tutuyor. kitap boyutuna indirince normalde 280 falan olması lazım. hadi kassan kassan 350 olur. kadın bana "sizin kitabınız 790 sayfa olacak" dedi.

    790 ne yahu! kuran mı indiriyorum? marcel proust muyum ben 790 sayfayı neremden çıkaracağım? kadın almış word dosyasını, sayfa kenarlarını ve satır boşluklarını düzenlemeden çat diye a5 boyutuna indirmiş. 790 sayfa ediyor ama yazı sayfanın 3/1'ini falan kaplıyor. daha basit bir format düzenlemesinden haberi yok ama editör.

    nau nau dedim. pdf yayınlayıp eşi dostu darlarım daha iyi.

  • varoş olduğunuzu gösteren şeyler

    müzik zevki ve yaşam alışkanlıkları üzerinden bu tür yargılarda bulunmamak gerektiğini düşünüyorum.

    mesela caz bugün seçkinci bir tür olarak tanımlanıyor. sanat galerilerinde, lüks restoranlarda ve kültürel düzeyi yüksek ortamlarda caz çalınır. ama caz bir zamanlar kölelerin, abd'nin gettolarına sıkışan siyahi vatandaşların yani varoşların müziğiydi. vaktiyle adorno da dahil olmak üzere birçok kişi tarafından yoz bir tür olarak görülüyordu. hatta bozkırkurdu'nu okuduysanız henry haller'in cazdan ne kadar tiksindiğini hatırlarsınız.

    kötü müzik var mı? bence evet, var. arabesk mesela bence fevkalade kötü bir müzik. ama bunu dinlemek birini varoş yapar mı, sanmıyorum.

    yaşam alışkanlıkları için de aynı şeyi söylemek mümkün.

    bence böyle bir yafta oluşturulacaksa, alışkanlıklar üzerinden değil çevreyle kurulan ilişki üzerinden belirlenmeli. mesela arabesk müzik dinlemenin bir mahsuru yok ama arabayla bangır bangır dinleyip insanları uyandırmanın bir mahsuru var. ya da minderi piknik alanına serip oturmanın kimseye bir zararı yok ama orayı kirletmenin hem insana hem çevreye zararı var. çizgiyi buradan çekmek daha mantıklı geliyor.

  • mahkemeye verilen sözlük yazarları

    bununla tehdit edilmişliğim var.

    sabah akşam politik tartışmalara girdiğim bir dönemde bu minvalde bir mesaj almıştım. nickini hatırlamıyorum elemanın. elime bir tebligat gelmedi.

    şu mahkeme süreçlerine katlanmaktansa tertemiz dayak yemeyi tercih ederim. uyuz olan varsa adres verebilirim.

  • gulyabani

    türk korku sinemasından böyle korkunç bir karakter çıkmamıştır.

    dalga geçmiyorum. korku yönetmenlerimizin tek bildiği yüzü kömüre boyalı bir kadına çığlık attırıp arkaya ayet yazmak. şu yaratıcılık ve profesyonellik hiçbirinde yok.

  • astroloji

    --spoiler--
    edgar morin günümüzde astrolojinin gençler arasındaki çekiciliğini "burjuva toplumunun yaşadığı kültürel krize" yoruyor. morin gençlik kültüründe "astrolojinin devrimci bir yeni çağ anlayışına (aquarius çağı) sahip yeni bir ruhani bilginin parçası olduğunu" düşünüyor.

    konuyla son derece ilgili olan gerçekse, astrolojiye duyulan en büyük ilgiye "taşrada, kırsalda, çiftçiler veya mesleki yapının en alt katmanlarındaki kişilerde değil, bilakis yoğun nüfuslu şehirlerde ve beyaz yakalılar arasında rastlanması. fransız yazarlar astrolojinin dindışı işlevinde diretmediler ama gene de hayatımızın yıldızlarla ilgili fenomenlerle ilişkili olduğu keşfi varoluşumuza yeni bir anlam katar. artık heidegger'in ve sartre'ın tanımladığı, saçma ve anlamsız bir dünyaya fırlatılmış, özgür olmaya mahkum yabancı, anonim birey değilsinizdir; sartre'ın söylediği gibi sizin durumunuzla sınırlı ve tarihsel koşulunuzla koşullanmış bir özgürlüğe mahkum değilsinizdir. bilakis, burcunuz size yeni bir itibar ve üstünlük kazandırır: tüm evrene nasıl yakından bağlı olduğunuzu size gösterir. hayatınız belki yıldızların hareketiyle belirleniyordur, fakat en azından bu belirlenimin benzersiz bir ihtişamı vardır. her ne kadar, son tahlilde görünmez ipleriyle oynatılan bir kukla da olsanız, gene de cennetimsi göksel bir dünyanın parçasısınızdır.

    ayrıca varoluşunuzun bu kozmik önceden belirlenimi bir gizem oluşturur: evrenin önceden belirlenmiş bir plana göre hareket ettiği anlamına gelir; insan yaşamının ve bizatihi tarihin bir
    örüntüye göre gerçekleştiği ve bir amaca göre gelişerek ilerlediği anlamına gelir. bu nihai amaç gizlidir veya insanın anlayışının ötesindedir.
    --spoiler--

    mircea eliade - okültizm, büyücülük ve kültürel modalar

  • sürü lideri erkek aslan

    doğadan yalıtılmış olduğumuzu düşünmek ve bunun üzerinden bir "doğal" kavramı inşa etmek bana doğru gelmiyor. yalan yok, eskiden ben de doğayı insan varlığından uzakta bir yere konumlandırmıştım. ancak bizim doğamız bizzat bu. şu an pencereden bakıyorum, ne var bakayım, ekmek fırını, sokak lambası, nalbur, park yeri yüzünden tartışan göbekli dayılar, bizim doğalımızın öğeleri tam olarak bunlar.

    ahlak dediğimiz olay da çoğunluğun iyiliği için benimsediğimiz bir değer yargı bütününden ibaret. yarasaların mağaralarına döndüklerinde yemeklerini aç olanlarla paylaşmak için istifra etmeleri gibi. ya da alfalık döneminde kötü davranan babunların yaşlanınca sürünün diğer üyeleri tarafından dışlanmaları gibi. bu ahlak kodlarının benzerleri hayvanlarda da var.

    bizim ahlak ile ilgili sıkıntımız da bu olguyu kült olarak benimsemekten geliyor zaten. ahlakın değişebileceğini ve evrilebileceğini kavrayamıyoruz. halbuki ahlak da sosyal yaşantımızla evrilen bir olgudur. statik değildir. insanların ahlak ile ilgili problemi onu statik bir şey olarak algılayıp, işlevini bir kenara koymalarından kaynaklanıyor.

    alfa meselesine gelelim. aslanın doğası evrimi sebebiyle öyle şekillenmiş. bizim doğamız öyle mi? tartışılır.

    avcı-toplayıcı kabilelerde kadın ve erkek arasında kesin bir ayrımın olmadığını düşünmek için birçok sebebimiz var. yani insan doğasında defacto olarak bir ataerkilliğin olduğunu düşünmek doğru olmayabilir. ataerkinin tarım ve hayvancılık ile gelişmiş olması yüksek bir ihtimal. çünkü bu işler fiziksel güç gerektiriyor ve toplum geçimini bu işlerden sağlayınca fiziksel güce sahip olan erkek ön plana çıkıyor.

    ilginç bir olay var mesela: hera'nın zeus ile evliliği, zeus'un tavuskuşu kılığına girip hera'ya tecavüz etmesi yoluyla gerçekleşir. bu konuda şöyle bir teori var; hera esasen batı anadolu'daki anaerkil bir kültün tanrıçasıydı. fakat bu anaerkil toplumlar, ataerkil helenler tarafından istila edildi. zeus'un hera'yla birlikteliği esasen erkteki değişimi sembolize ediyor.

    yani "bu bizim doğamız" diyebileceğimiz bir durum yok. toplumsal koşullara göre değişmiş ve şekillenmiş. 2022 yılında "insan doğası" kadın erkek eşitliğidir. çünkü yaşamlarımızı iyi standartlarda sürdürebilmek için ahlaki ve doğru olan budur.

  • finlandiya başbakanının parti görüntüleri

    finlandiya, başbakanın iki dans edip beş dakika ulaşılamaz durumda olmasıyla işgal edilecekse zaten batmış demektir.

    gelişmiş ülkelerde bu meseleler sistem üzerinden yürür. iktidardaki şahsın inisiyatifi, etkisi bir yere kadardır. kurumlar işliyorsa başbakanın 1 saat dans etmiş olmasının zerre önemi yok. ancak bizim gibi geri kalmış doğu toplumlarında sistemler değil şahıslar yüceltilir. tartışmalar bunun üzerinden döner. kendimi de bunun dışında bırakmıyorum.

    ekrem imamoğlu meselesinde bunu bariz bir biçimde gördük. hani eleştiriler altyapı iyi değildi, yanlış yere imar izni verildi minvalinde olsa kabul edilebilir. ama tatilde olduğu için adamı gömdüler. sanki vidanjör kapağını gelip kendi açacak. belediyenin binlerce kişilik çalışan kadrosu var, iskisi var, kanalizasyon departmanı boku püsürü var. eko tatilde olsa ne olur çizmeleri giyip sokakta gezinse ne olur.

    velhasıl, buradan bakınca biraz işin bokunu çıkarmış gibi görünüyor. ama buradan baktığım için olabilir.

  • birine mal demek isteyip diyememek

    fazlasıyla yaşadığım bir durum.

    insanı fazlasıyla yoruyor. şimdi adam mallık yapıyor mesela. kimse çıkıp mal diyemediği için yaptığı işe devam ediyor. mesela bir iş yapmanı istiyor, öyle istekleri oluyor ki, bunu istemesinin tek açıklaması mal olmak olabilir. yani ismek'te mallık kursu olsa bir yıl eğitim aldıktan sonra istenebilecek bir şey. fakat açık açık "mal mısın?" diyemiyorum. elemanın mallığını ıkına ıkına törpüleyip olayı makul bir seviyeye getirmeye çalışıyorum.

    bence ayın belirli günlerinde serbest olmalı bu. mesela her ayın on beşinde herkes herkese mal diyebilmeli. müthiş bir arınma olur. toplum olarak psikolojimiz düzelir. kişi başına düşen milli gelir falan artar.

  • 2023 seçimleri

    türkiye isveç değil şüphesiz, fakat nijerya da değil.

    seçimi kaybettiklerinde ortalığı karıştırmayı denerler mi? denerler bence. bunlarda rasyonalite namına bir şey kalmamış. torpil belgesini yanlışlıkla chp milletvekiline gönderecek kadar mal olan tipler bunlar. her boku denerler. ancak başarılı olurlar mı. o şüpheli. silahla seçim bastırma olayı gambiya'da bile tutmadı. yahya jammeh miydi neydi o elemanın adı, seçimi kaybedip koltuğu bırakmamıştı da karga tulumba indirdiler.

    türkiye gambiya, kuzey kore veya belarus değil. evet, işleyen bir demokrasimiz yok ama mekana silahla çöker gibi iktidara çökmek sürdürülebilir bir olay olmaz.

    halk iradesi de küçümsenecek bir olay değil. zaten seçimi kaybeden bir güruh silahla iktidarda kalmayı başarabiliyorsa ülke failed state konumuna düşmüş demektir. bu da hiçbirimizin can güvenliği olmadığı anlamına gelir. dolayısıyla böyle bir durumda evde kalarak da güvende olunacağının garantisi olmaz.

  • kötü sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar

  • harry potter vs lord of the rings

    bunu söylemek istemezdim fakat eksiledim :(

    harry potter kendi kulvarında iyi olabilir. fakat yüzüklerin efendisi'yle kıyaslanamaz. hatta kıyaslanabilecek herhangi bir eser yok, en azından bildiklerim arasında yok.

    tolkien, başlı başına bir dünya yaratmış. kendi kuralları, sistematiği, coğrafyası, güç dengeleri, kültürü falan olan bir dünya bu. hatta üşenmemiş silmarillion'da bu dünyanın var oluşunu anlatmış. mitolojiyi ve uzmanı olduğu filolojiyi ustalıklı biçimde kullanmış. bunu harry potter'la kıyaslamak doğru değil.

  • emniyet genel müdürlüğü istihbarat başkanlığı

    devlet kurumları artık tarafsızlık iddiasında değil. hatta tarafsız görünmeye bile çalışmıyorlar. bunu biliyoruz. egm ile akp bağcılar ilçe teşkilatı arasından hiçbir fark yok şu sıralar. gördüğümüz kadarıyla kurumsallık da kalmamış.

    şu üslubu yönettiğim hesaplardan birinde kullanmayı geçtim teklif etmiş olsaydım işten atılır ve sittin sene sektörde iş bulamazdım. fakat devlet kurumları, orta ölçekli bir şirket kadar bile kurumsallaşmayı dert etmiyor. yakında tarım ve köyişleri bakanlığı'nın twitter hesabında "o gol kaçar mı lan senin elini ayağını s****" diye tweet görürsem şaşırmayacağım.

  • timsah

    tarihi kaynaklara göre bir zamanlar kadıköy'de epey bulunan bir hayvan.

    hatta romalı soyluların zareta'da -bugünkü kızıltoprak civarı- köşklerinin havuzlarında timsah beslediği rivayet edilir. bu meşhur timsah havuzlarından biri bugünkü zühtüpaşa camii'nin olduğu yerdeymiş.

    bunu seneler önce not almıştım ve bir yerde kullanmam gerekiyordu, sorry.

/ 6 »