recently voted (36)

navigate to the topic list
  • zeytinli rock festivali'nin yasaklanması

    siyasal islam adı verilen siyasi kanserin ülkede yayılmasının sonucudur.

    bunlar böyledir. ideolojilerinin gerçek hayatta hiçbir karşılığının olmadığını içten içe bilirler. hiçbir işe yaramayan, hiçbir soruna çözüm üretmeyen bu fikre mensup olup hayatlarını sikmelerinin acısını da başkalarından çıkarırlar. hukuku asıl amacı dışına çıkarıp gerici histerilerini tatmin için kullanırlar.

    adamların hayatında eğlence diye bir şey yok. olan da haremlik selamlık düzenin uygulandığı, boktan etkinliklerin yapıldığı ramazan şenliklerinden ibaret. hacı yağı kokulu leş gibi bir hayatları var. ne kadar paraları olursa olsun, hangi koltuklara sahip olurlarsa olsunlar bu leşlikten kurtulamıyorlar. bunun acısını da böyle çıkarıyorlar.

    umut kuzey denilen herife de müstahak bu arada. birkaç yıl önce rte'nin fotoğrafını paylaşıp sansür yasasını savunuyordu. olan işin gücün arasında biraz eğlenmek için heves eden insanlara oluyor.

  • zeytinyağlı biber dolmasına kuş üzümü koymak

    bence konulmamalı.

    bu tür dokunuşlar et yemeklerine falan gider. mesela fırında levrek yaparken portakal falan konabilir. ama dolma, pilav tarzı yemeklere pek yakıştıramıyorum. bütün tat dengesini bozuyor.

  • kaosa aç olmak

    açlık değil, doygunluk ve bıkkınlıktır.

    ülkedeki durumu bilemem. ama sözlükteki hakkında bir şeyler söyleyebilirim.

    7-8 yıl önce, yani sözlükteki kaotik ortama manas destanı uzunluğundaki siyasi tartışmalarla katkıda bulunduğum yıllarda, heyecanlı bir üniversite öğrencisiydim. belli konuları tartışabilecek hatta kavga sebebi yapabilecek motivasyona sahiptim. dengesiz bir hayata sahip olduğum için öfkeliydim ve öfkeyi her yerden çıkarmaya çalışıyordum. işin tuhafı, o zamanlar bir şeyin değişebileceğine inanıyordum, öfkenin ve motivasyonun kaynağı da sanırım o değişimin bir parçası olma isteğinden geliyordu.

    geldik 31 yaşına. kaosa fazlasıyla doyduk. türkiye'de gassalın ceset karşısındaki duyarsızlığına bürünüyoruz bir süre sonra, sürekli bir absürtlük, kaotik bir durum olduğu için bağışıklık kazanıyoruz. sanırım bu da bir yerden sonra insanı pasifleştiriyor.

    şimdi en fazla kremalı mantarlı tavuk sote tarifi verebilirim yani. pil bitti.

  • varoş olduğunuzu gösteren şeyler

    müzik zevki ve yaşam alışkanlıkları üzerinden bu tür yargılarda bulunmamak gerektiğini düşünüyorum.

    mesela caz bugün seçkinci bir tür olarak tanımlanıyor. sanat galerilerinde, lüks restoranlarda ve kültürel düzeyi yüksek ortamlarda caz çalınır. ama caz bir zamanlar kölelerin, abd'nin gettolarına sıkışan siyahi vatandaşların yani varoşların müziğiydi. vaktiyle adorno da dahil olmak üzere birçok kişi tarafından yoz bir tür olarak görülüyordu. hatta bozkırkurdu'nu okuduysanız henry haller'in cazdan ne kadar tiksindiğini hatırlarsınız.

    kötü müzik var mı? bence evet, var. arabesk mesela bence fevkalade kötü bir müzik. ama bunu dinlemek birini varoş yapar mı, sanmıyorum.

    yaşam alışkanlıkları için de aynı şeyi söylemek mümkün.

    bence böyle bir yafta oluşturulacaksa, alışkanlıklar üzerinden değil çevreyle kurulan ilişki üzerinden belirlenmeli. mesela arabesk müzik dinlemenin bir mahsuru yok ama arabayla bangır bangır dinleyip insanları uyandırmanın bir mahsuru var. ya da minderi piknik alanına serip oturmanın kimseye bir zararı yok ama orayı kirletmenin hem insana hem çevreye zararı var. çizgiyi buradan çekmek daha mantıklı geliyor.

  • 2023 seçimleri

    türkiye isveç değil şüphesiz, fakat nijerya da değil.

    seçimi kaybettiklerinde ortalığı karıştırmayı denerler mi? denerler bence. bunlarda rasyonalite namına bir şey kalmamış. torpil belgesini yanlışlıkla chp milletvekiline gönderecek kadar mal olan tipler bunlar. her boku denerler. ancak başarılı olurlar mı. o şüpheli. silahla seçim bastırma olayı gambiya'da bile tutmadı. yahya jammeh miydi neydi o elemanın adı, seçimi kaybedip koltuğu bırakmamıştı da karga tulumba indirdiler.

    türkiye gambiya, kuzey kore veya belarus değil. evet, işleyen bir demokrasimiz yok ama mekana silahla çöker gibi iktidara çökmek sürdürülebilir bir olay olmaz.

    halk iradesi de küçümsenecek bir olay değil. zaten seçimi kaybeden bir güruh silahla iktidarda kalmayı başarabiliyorsa ülke failed state konumuna düşmüş demektir. bu da hiçbirimizin can güvenliği olmadığı anlamına gelir. dolayısıyla böyle bir durumda evde kalarak da güvende olunacağının garantisi olmaz.

  • mahkemeye verilen sözlük yazarları

    bununla tehdit edilmişliğim var.

    sabah akşam politik tartışmalara girdiğim bir dönemde bu minvalde bir mesaj almıştım. nickini hatırlamıyorum elemanın. elime bir tebligat gelmedi.

    şu mahkeme süreçlerine katlanmaktansa tertemiz dayak yemeyi tercih ederim. uyuz olan varsa adres verebilirim.

  • ruh

    sadık hidayet'in dua öyküsünde bir grup insanın öldükten sonra ruhlarının dünyada sıkışması anlatılır.

    genç bir kadın, öldükten sonra sürekli işittiği öteki dünyaya gitmeyi ve yargılanmayı bekler. fakat bedenini terk ettiğinde dünyada gezinen ruhlar ile karşılaşır. bunların kişilikleri, düşünceleri yaşarken şekillenmiştir ve yaşayan hallerinden tek farkları artık kimsenin onları görmemesidir.

    ruhların bütün istekleri ve ihtirasları hala yaşayanların dünyasına bağlıdır. mesela bu ruhlardan biri, yaşarken sahip olduğu dükkanı asla terk etmez ve sürekli kasanın başında durup hesap tutar.

    sadık hidayet'in öyküsünde rastladığımız bu düşünce aslında bize pek uzak değil. birçok insan ölümün bir yok oluş değil bir form değiştirme olduğuna inanır. bu inanca göre insan öldükten sonra varlığını bedenden bağımsız bir form olarak sürdürür.

    semavi dinlere göre insan öldükten sonra, dünyadaki eylemlerinin ve sadakatinin sonucu olarak ebedi huzurla ödüllendirilir ya da azapla cezalandırılır. halk inanışlarında, yerel anlatılarda ve pagan dinlerinde ise sadık hidayet'in öyküsüne daha çok benzeyen bir manzara görüyoruz. bu inanışlarda, ölülerin ve yaşayanların dünyası iç içedir. ölüler, yaşayan akrabalarıyla sürekli iletişim ve etkileşim halindedir.

    d felton, doktora çalışması olan eski yunan ve roma'da tekinsizlik antik edebiyatta hayalet öyküleri kitabında, antik yunan inanışlarında ölüler ile yaşayanların iç içe olduğundan ve bu iki sınıf arasında belirgin bir fark görülmediğinden bahseder. bu inanca göre, kişi öldükten sonra varlığını yaşadığı yerde, ailesinin ve akrabalarının arasında sürdürür.

    felton'ın kitabında ölülerin sadece halk inançlarında değil hukuk nezdinde de ciddiye alındığını görüyoruz. örneğin, eğer merhumun çocukları arasında bir miras kavgası varsa mahkeme bir medyum aracılığıyla merhuma danışır ve nihai karar, mülkün asıl sahibi olarak kabul edilen merhumun fikrine göre verilir. aynı şekilde ölülerin taciz, şiddet hatta hırsızlık gibi suçlar isnat edilerek yargılandıkları da görülmüştür.

    polinezya yerlileri, ölüler ile iç içe yaşarlar. vefat eden aile büyüklerinin kafatasları evin baş köşesine yerleştirilir ve bu kafatası merhumun evdeki varlığını temsil eder. ruhlar, yaşayan insanlar gibi muhatap alınır. gündelik meselelerde taraf olabilirler. örneğin, ölmeden önce polis olan birinin bu mesleği öldükten sonra da devam ettirdiğine, suç işleyen ölüleri yakaladığına ve ruhlardan vergi topladığına inanılır. eğer ruhlardan birinin yaşayanlara karşı suç işlediğine inanılırsa bu polisin ruhu çağırılır ve suçlu ihbar edilir. kişinin yaşarken sahip olduğu statü öldükten sonra da devam eder.

    afrika yerlileri için cenaze törenleri yetişkinliğe geçiş seremonilerinden farksızdır. nasıl ergenlik çağına gelmiş bir çocuğun yetişkinliğini sağlıklı yaşayabilmesi için bazı ritüellerin düzenlenmesi gerekiyorsa, merhumun yeni durumuna alışabilmesi ve hak ettiği statüyü kazanabilmesi için cenaze töreni düzenlenir. cenaze bir veda değildir merhumun yaşam döngüsündeki yerini kazanabilmesi için yapılan bir ritüeldir.

    yeni kaledonya'da yaşayan kanaklar ölülerin hayvan formlarına bürünüp insanlara görünebileceğine inanırlar. hatta bruhl, bizzat bir kanak yerlisi tarafından anlatılan bir olayı anlatır: adam balık avlarken bir köpekbalığı aniden sıçrar ve dişlerini teknesine geçirir. eline baltayı alıp köpek balığını öldürecekken insan gibi baktığını fark eder ve onu öldürmek yerine dişlerini tekneden kurtarıp özgür kalmasını sağlar. kanak inanışlarına göre ölen insanlar köpekbalığı formuna bürünüp dolaşırlar ve bunlara zarar vermek hayaletin gazabına uğramakla sonuçlandırılır.

    gerek ilkel inanışlarda ve pagan dinlerinde, gerekse semavi dinlerde ölüm yaşamın bir uzantısıdır. yok oluştan ziyade döngünün bir parçasıdır. ve insan öldükten sonra sahip olacağı konumu yaşarken belirler.

    ruh inancı da, ölümün yaşamın uzantısı ve farklı bir formda devamı olarak kurgulanmasının sonucudur.

  • z kuşağı oy kullanmasın

    tek vasfı bir popçunun eskisi olmak olan bir malın televizyona çıkıp bunu söylüyor olması türkiye'nin içinde bulunduğu çürümeyi gösteriyor.

    şu söylenen suç bir kere. bu ülkede "ulan dangalak sen kimsin bir kuşağı temel bir insan hakkından mahrum etmekten bahsediyorsun" diyecek bir savcı yok. olmadığı için böyle mallar konuşup duruyor.

    karl popper'ın meşhur özgürlük paradoksunu hatırlamakta fayda var burada. özgürlük düşmanlarının düşüncelerini özgürce ifade etmeye hakkı yoktur. bunun gibi mal değneklerinin cezalandırılması en başta insan haklarının ve demokrasinin gereğidir. ama türkiye'de yaşıyoruz.

  • merak edilen şeyler

    @birkucaktaoturuyorum arabesk film çekmek herhangi bir beceri gerektirmiyor, o yüzden.

    arabesk müzik acının porno vasatlığında sunumundan ibarettir. filmler de bu sunumu detaylandırıyor sadece. mesaj şu:

    "o kadın/adam sana bakmadı. bakmayacak. bok gibi bir hayatın var çünkü. iyileşmeyeceksin ve hayatın boyunca sürüneceksin. ama bu durumla mücadele etmek yerine acıyı benimseyip karakterin bir parçası haline getirmen ve her acının tiryakisi olman gerekiyor. öfkeni de hayat, kader, tanrı gibi soyut aktörlere yöneltmelisin"

    şunu senaryoya dök arabesk film oluyor zaten.

  • kötü sözlük yazarlarının profil fotoğrafları

    benimki buydu. bambudan havaalanı yapıp megafonla mesih çağırmaya az kaldı zaten.

  • kötü sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar

  • harry potter vs lord of the rings

    bunu söylemek istemezdim fakat eksiledim :(

    harry potter kendi kulvarında iyi olabilir. fakat yüzüklerin efendisi'yle kıyaslanamaz. hatta kıyaslanabilecek herhangi bir eser yok, en azından bildiklerim arasında yok.

    tolkien, başlı başına bir dünya yaratmış. kendi kuralları, sistematiği, coğrafyası, güç dengeleri, kültürü falan olan bir dünya bu. hatta üşenmemiş silmarillion'da bu dünyanın var oluşunu anlatmış. mitolojiyi ve uzmanı olduğu filolojiyi ustalıklı biçimde kullanmış. bunu harry potter'la kıyaslamak doğru değil.

  • gulyabani

    türk korku sinemasından böyle korkunç bir karakter çıkmamıştır.

    dalga geçmiyorum. korku yönetmenlerimizin tek bildiği yüzü kömüre boyalı bir kadına çığlık attırıp arkaya ayet yazmak. şu yaratıcılık ve profesyonellik hiçbirinde yok.

  • bağdat caddesi

    çehresini melih koray'ın dizayn ettiği binalara borçludur.

    bizim idarecileri, müteahhitleri, kent planlamacılarını falan venedik'e göndersek venedik'i katlederler. venedik olur ümraniye. ülkede kent dokusunun korunması için hiçbir kanun çıkarılmıyor, eskaza çıkarılsa bile ipleyen yok. koca beyoğlu'nu katleden bağdat caddesi'ne acımaz tabi.

  • emniyet genel müdürlüğü istihbarat başkanlığı

    devlet kurumları artık tarafsızlık iddiasında değil. hatta tarafsız görünmeye bile çalışmıyorlar. bunu biliyoruz. egm ile akp bağcılar ilçe teşkilatı arasından hiçbir fark yok şu sıralar. gördüğümüz kadarıyla kurumsallık da kalmamış.

    şu üslubu yönettiğim hesaplardan birinde kullanmayı geçtim teklif etmiş olsaydım işten atılır ve sittin sene sektörde iş bulamazdım. fakat devlet kurumları, orta ölçekli bir şirket kadar bile kurumsallaşmayı dert etmiyor. yakında tarım ve köyişleri bakanlığı'nın twitter hesabında "o gol kaçar mı lan senin elini ayağını s****" diye tweet görürsem şaşırmayacağım.

/ 3 »