biryudumkitap.com

  • juliet

    aralıktan beri yayında olan ve harika bi' iş yapan site. biryudumkitap.com adresine girerek kayıt oluyorsunuz, sonrası hep güzellik tatlılık.

    Biryudumkitap.com, e-posta kutunuza her sabah 5 dakikada okuyabileceğiniz, en iyi hikâye ve roman pasajlarını gönderir. Abonelik için adınızı ve e-postanızı bırakmanız yeterli. Güne bizimle başlamak için her sabah saat 08:00'de e-postanızı kontrol edin.

    şimdiye kadar camus'dan hemingway'e, ismet özel'den gündüz vassaf'a çok çeşitli bi' yazar/şair listesiyle posta kutumda yer aldılar. üstelik her sabah gönderdikleri pasaja ekledikleri notlar da cabası.

    bu da bugünün notu; "Hatırlayın ne diyordu Shakespeare: "Dünya, dinleyenler için bir şarkı söyler." Bu sözle yola çıktığımızda bir avuç sevgili okurla başlamıştık. Bugün Biryudumkitap'ın yüzüncü gününde, şarkımızı dinleyen tam doksan bin kişi olduk. Müteşekkiriz sevgili okur. Hep birlikte, iyilikle dolu bir dünya görme ümidi ile var olun."

    siz de var olun sevgili biryudumkitap!

    3
  • juliet

    "Gülmek ne müthiş eylem. "Nedensiz bir çocuk ağlaması bile, çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır." diyor Edip Cansever. Ne güzel söylüyor! Bu sabah güneş, her sabah olduğu gibi yeniden doğuyor sevgili okur. Gülüşünüzü çalmalarına izin vermeyin ve var olun. "

    bu sabahki notları. ne tatlısınız. siz de var olun!

    9
  • kocburcuerkegi

    her sabah size herhangi bir kitaptan herhangi bir pasajı atan ve güne iyi başlamanızı sağlayan site.

    harbiden bir yudum kitap ya hu.

  • mor pikacu

    2 gündür günaydın mesajı atmayan oluşum.

  • isis

    başlığı görünce bugün bana ne atmış bir bakayım dedim ama :/

    https://kotusozluk.com/gorsel/2016/05/11/biryudumkitap.com-1.png+biryudumkitap.com

    1
  • wyrdsis

    Mail ile atacağı pasajdan önce yazar/şairlerden güzel cümleler yazıp ardından esas pasajı kitap-yazar adı,sayfa numarası vs ile her gün yolluyor sağ olsun. Mutlu ediyor ^_^

    3
  • aardaozdemir

    üye olalım sevgiliye romantizm kasarız, en kötü ortamlar da hava atarız diye kayıt olunan sitelerden biri daha.

    yahu biz türkler bu mail işini aktif olarak kullanan insanlar değiliz. anca alışveriş sitesine kayıt olduğumuz şifreyi hatırlatmak için ya da sevgililere dayayıp döşemek için kullanıyoruz.

    yok her gün atıyorlarmış da, güne iki kalem edebiyat okuyarak başlıyormuşuz da... ulan hanginiz instagramdan twitterdan önce girip maillerini kontrol ediyor huh.??

    bırakın bu işleri allasen...

    2
  • mavi boncuk

    bugünün pasajı... ah ne tatlı...

    Seni sevmeme izin vermiyorsun neden
    Bir başka biçimidir ihanetin varlığa
    Yoklukla olmak arası bir yerdedir
    Uzayan başağın doyurması
    Suya kanmak gecede
    Ateşe diz çökmek
    Bunları düşündüğünü sanmıyorum ya da reddetmeyi
    Felsefen pratiktedir
    Bir de temmuz iki bin on beşte internette

    Bir şarkı çalıyor nehirleri kurutuyor
    Yabana dönüyor her şey ve düşmanlığa
    Göz göze geldiğinde kuraklıkla kanunlar
    Kanunlar birkaç dakikada yenilebilir
    Sular ortadan kalktığında aramızdan
    Hiçbir şey yeterince eşit olmayabilir
    Bazı susuzluklar daha eşittir

    Eşittir kimsesizlik
    Eşittir sancı gibi bir şey hani şuramda
    Eşittir Drugs Don’t Work

    Bir şarkı çalıyor seni sevmeme izin vermiyorsun
    Sünnetliyorum ihtimallerin yassı tabağını
    Yok yere sevaba giriyorum
    Siya Siyabend kendi albümünü kendi satıyor
    Gırtlağımı bir aux kablosu sıkıyor

    Al sana Jüpiter al sana gökyüzü
    Tükürürüm ben imzam kalır
    Al sana beşeri haritaları geçmediğim sokakların
    Ya gelirsin bu sene iyi kiraz olur
    Ya da gidersin Bosna’da katliam

    1
  • mavi boncuk

    ah bana da biraz bahar gerekiyor allah'ım, lütfen.



    Kimileri hep karanlıktan bahseder, kimileri daima aydınlıktan. Halbuki hayat biraz gridir, beyazı anlamak icin siyahı tanımak gerekmez midir? Aytmatov, "Kış geceleri soğuklar donduracak, fırtınalar dağlarda, vadilerde uğuldayacak. Ama sonra bahar gelecek." derken yüreğimizi umutla doldurur. inanın sevgili okur. Bahar elbet gelecek. Var olun.

    Asuman Güzelce - Sessiz Göç
    Ötüken Yayınları, s.142-144

    Yüzlerce kilometreden fazla, kıvrıla kıvrıla uzanan tepecikleri tırmandık. Geriden bakıldığında, sonsuz bir kalenin mazgalları ve burçlarına benzeyen bazen dik duvarlar gibi yükselen dağları aştık. Bazen balta girmemiş ormanların arasından geçtik. Uzun, yatık platolardan inmeye başladık.
    Bineğimin sarsıntılarıyla, hafifçe esrik, gittikçe daha uzaklara, şeklini bilmediğim topraklara yaklaşıyordu düşüncelerim.
    Çilemizi, o sisle kaplı dağlarda, ormanlarda gizledik…
    Birdenbire, hem arazinin, hem de havanın durumu değişti. iklim farklılığını hemen fark edince paltolarımızı çıkardık. Hepimiz, korkunç bir rüyadan uyanmış gibiyiz. Yavaş yavaş gözden kaybolan manzaraları, tüm yaşamım boyunca bir defa daha göremeyeceğimi düşünüyordum. Dağlık bir arazide, tepelerin arasından, yaylalardan geçmeye başladık.
    Bizi Afganistan’da ne tür bir yazgının beklediğini bilmiyorduk ama yine de bir an önce oraya ulaşmak için sabırsızlanıyorduk.
    Yaklaşık üç ay süren bu amansız göç esnasında çok zor anlar yaşadık. Himalaya dağlarından geçip, Pamir’i at ve katırlarla aştıktan sonra kafilemiz, meşakkatli ve tamamen binek hayvanlarının sırtında Afganistan’a vasıl oldu.
    Bir ülkeden bir başkasına taşıdık yaralarımızı, anılarımızı, sorularımızı, acılarımızı…
    Dünyanın damı olarak bilinen Pamir, yüksek tepelerin ve yeşil vadilerin doğayla kucaklaştığı, yaz kış karı eksik olmayan zirvelerin adıdır. Bizim için ise zorluğun bittiği, özgürlüğün başladığı sınırdır.
    Geldiğimiz yerin karanlık, soğuk veya somurtkan olması umurumuzda değildi. Biz, özgürlüğümüzün tadına varmak istiyorduk.
    Atlarımız, yaklaştığımızı sezmişler gibi kendiliklerinden tırıs gidiyordu.
    Hepimiz rahatladık, heyecanlandık. Gönlümüz şehre yaklaşıyor olma sevinciyle doldu. Bu sevinç ölçülü bir şekilde yüzümüze de yansıdı.
    Afganistan’a girdikten bir müddet sonra kafilemiz yavaş yavaş çözülmeye, dağılmaya başladı. Çünkü aramızda gideceği adresi belli olanlar, akrabaları tarafından karşılananlar vardı. Onlar da haklı olarak bir an önce yerlerine ulaşmak istiyorlardı. Hiçbir şey, insanın düzenli yaşama isteğini öldüremiyor. iki gün içinde kafilenin yarısı bizimle helalleşerek dağıldı.
    Biz geriye kalanlar birlikte bir hanın önüne geldik, durduk. Burası Kabil’de şehir dışında büyük bir handı…
    Gün döndü. Bir o değildi dönen. Bedenler döndü, ruhlar döndü, yüzler döndü…
    Özgürlüğü derin derin içime çektim. Hiç kimseyi tanımadığım halde, gördüğüm herkesi kendime çok yakın hissediyordum. içimizden öksürüklü bir ihtiyar, “Hey!” diye ünledi, derin derin iç çekti, benekli Hint kamışından bastonunu sallayarak “Hancı! Biz geldik!” diye haykırdı. O kadar yorgundum ki bir an oracığa yığılıp kalmaktan korktum. Kendimi çekip çeviremeyecek kadar bitkindim ancak bu arada insana dinginlik kazandıran bizim vatanımızda kesilmiş olan bir ses yükselmeye başladı. insanda özgürlük duygusu uyandıran bu ses; ezan sesiydi. Hocanın hüzünlü bir şekilde okuduğu akşam ezanı, her türlü gürültüyü bastırdı. Bu ses benim duyduğum mutluluğun asıl kaynağıydı. ilahi bir coşku içinde,
    “Ne güzel! Ne güzel, yarabbi! Ne güzel!”

    1
  • mavi boncuk

    ahh bugün ne tatlı...


    Knut Hamsun - Victoria
    Çevirmen: Behçet Necatigil, Timaş Yayınları, s.45-47

    Johannes yine şehre döndü. Günler, yıllar geçti; hülyalar, öğrenim ve şiirle dolu uzun, hareketli bir zaman geçti. ilerlemeler kaydetmiş, “iran kraliçesi olan Yahudi kızı Esther” üzerine bir destan yazmayı başarmıştı. Bu eser basılmış, hatta karşılığında bir ücret de almıştı. Kesiş Vendt tarafından anlatılıyormuş gibi göstererek yazdığı “Aşkın Çıkmazları” isimli bir başka şiirle ün kazanmıştı.
    Evet, neydi aşk? Güllerin arasında esen bir rüzgâr, hayır, kanda bir sarı fosforlaşma. Hatta ihtiyarların gönüllerini bile danslara uyandıran, cehennem sıcağı bir müzikti aşk. Yaklaşan gecelere açılan bir margarite benziyor, bir soluk karşısında kapanıveren, bir el değdi mi soluveren bir şakayıkı andırıyordu.
    Böyleydi aşk.
    Aşk bir insanı yere yıkabilir, onu tekrar ayağa kaldırabilir, onu yeniden rezil edebilirdi. Bugün bakarsın beni sevmiş, yarın seni, öbür gün onu! Böyle kararsızdı aşk. Koparılması imkânsız bir mühür mumu gibi dayanıklı da olurdu, ölüm saatine kadar tıpkı sönmez bir nur gibi parladı; ölümsüzdü bu kadar. Peki neydi aşk?
    Ah, yıldızları gökte, kokuları yerde, bir yaz gecesi gibidir aşk. Ama niçin delikanlıyı kuytu yollara iter, niçin kocamışı ıssız odasında parmak uçlarında ayağa kaldırır? Ah, aşk insanın gönlünü bir mantar tarlasına çevirir: Gür ve yüzsüz bir tarla, esrarlı ve arsız mantarların fışkırdığı bir tarladır aşk.
    Keşişi kilitli bahçelere itmiyor mu; geceleri bakışı, uyuyan kadınların pencerelerine dikmiyor mu? Rahibelere çılgınlık, prenseslerin akıllarına durgunluk vermiyor mu? Aşktır, önünde kralların başları yerlere eğilir, saçları sokakların tozuna süpürgedir; aşktır, krallara hayasız sözler fısıldatır, kral güler, dilini çıkarır.
    Böyleydi aşk.
    Hayır, hayır, yine de bir başkaydı aşk; dünyadaki her şeyden başka. Aşk, bir ilkbahar gecesinde bir delikanlının bir çift gözü gördüğü zaman dünyaya geldi, bir çift göz. Delikanlı dondu kaldı ve baktı. Delikanlı bir ağız öptü, kalbinde iki ışık karşılıklı birleşir gibi oldu; bir güneş, bir yıldıza doğru parlıyordu. Delikanlı kendini bir kucakta buldu; artık bu koskoca dünyada başka bir şey duymuyor, görmüyordu.
    Tanrı’nın ilk kelamıdır aşk, zihninde beliren bu düşünce. Tanrı, “Nur olsun!” deyince aşk doğdu. Tanrı yarattığı bunca şeyi mükemmel yarattı, yarattığı bunca şeyi olduğu gibi bıraktı. Ve aşk, dünyanın kaynağı, dünyanın sultanı oldu; ama aşkın yolları çiçek ve kanla doldu, çiçek ve kanla doldu.
    Eylül ayında bir gün.
    O hep bu sapa yolda dolaşır, orada odasında gezinir gibi gezinirdi; orada hiçbir zaman kimseye rastlamazdı çünkü. Kaldırımın iki yanında bahçeler uzanıyor; bahçelerde kırmızı, sarı yapraklı ağaçlar görülüyordu.
    Victoria burada ne arıyor, yolu nasıl oluyor da buradan geçiyordu? Johannes yanılmamıştı, ta kendisi! Dün akşam pencereden baktığı sırada, evin önünden geçen kadın da Victoria idi herhalde.
    Kalbi hızlı hızlı çarpıyordu. Victoria’nın şehirde olduğunu biliyordu, işitmişti. Ama Victoria değirmencinin oğlunun hiç temas etmediği çevrelerde yaşıyordu. Sonra Johannes, Ditlef’i de görmüyordu.
    Kendini zorlayarak kadına doğru yürüdü. Victoria kendisini tanımamış mıydı? Ciddi ve düşünceli yürüyor, uzun boynu üzerinde başı, gururlu, yukarı kalkıyordu. Johannes selam verdi.
    “Günaydın!” dedi Victoria, hafif bir sesle.

  • laf ebesi

    Mail adresinizi vermeniz suretiyle her sabah kahve yanında okumalık roman ve hikaye pasajları yollayan oluşumdur. Mütemadiyen takip ediniz

    1
  • eslesemeyenhomologkromozom

    sanki benimle yaşıyorlarmış gibi bana her sabah bir küçük notla beraber pasajımı gönderiyorlar sağolsunlar.

    yalnız o notlar nasıl oluyor da ruh halime uygun geliyor şaşıyorum, sanki ben kendime yazsam bu kadar olur.

    https://kotusozluk.com/gorsel/2018/05/26/biryudumkitap.com-2.jpeg+biryudumkitap.com