depresyon

  • estudiantes

    geçici süreli bir ruh hali bozukluğudur.

    1
  • sophie

    kadınlara ya alışveriş yaptıran ya da saç boyatıp, kestirten ruh hali bozukluğudur.

    1
  • emyn

    işsizlik yüzünden içinde bulunduğum psikolojik durum

    1
  • mamagi

    bunalım hali

    1
  • chakotay

    duyguların en hasıdır.

    1
  • shut the fuck up

    (bkz: hastasıyım)*

    1
  • pan

    pollyanna'nın
    'maazallah ya depresyon bana girseydi?' diye sevineceği bir durum'dur.

    3
  • feminist geysa

    her türlü stres faktörü, üzüntü, keder, ayrılık, başarısızlıklar sizde serotoninin giderek az salgılanmasına neden olur ve mutsuz, gerin, yorgun günlere merhaba dersiniz. ya sürekli uyursunuz ya da biraz uyumak için yalvarırsınız. sosyal çevreniz canınızı sıkar, onlardan kaçarsınız. yalnız kaldığınız zamanlarda ise yanınızda birileri olsun diye dua edersiniz. el titremeleri, ağlama krizleri, inanılmaz bir sövme isteği ve isyankarlık da cabasıdır.
    ama o melankolik halin tadına vardın mı; tam bir sanatsal kişilik doğurur sizde en güzel besteler, en güzel şiirler ve en güzel sözler bu zamanda yazılır...

    6
  • saptiksamanoldik

    bir an önce farkedilmesinin önemli sorunları çözebileceği ruh hali bozukluğudur.

    1
  • la violette

    deprese olma, çökme.

    1
  • turuncu_siyah

    baba toprağı gibi her daim içinde bulundum psikolojik durum.

    1
  • bully kutt

    iki prozac çakıyosun geçiyor.

  • bully kutt

    lise çağındaki kızların hobisi.

  • ered_gorgoroth

    çok uzun yıllar boyunca geçirdiğim nerdeyse beni öldürecek olan şimdi çok daha iyi olsam da arada beni hala yoklayan bir ruh bozukluğudur. resmen ruh kanseridir. yeterince yaşadım tam 7 yıl boyunca. hala da ilaç kullanmak zorunda olsam da bir daha yaşamak istemiyorum. özellikle bipolar disorder yani bipolar bozukluk olarak geçen manik depresyon en kötü depresyondur. yıllarca yaşadım bu illeti.

  • burda

    bir girerim bir çıkarım
    ben bunu hep yaparım.

    1
  • keysersoze

    düzenli seks ile çok rahat geçirebilecek olan hastalığımsı bir şey.

    1
  • hafif mesrep

    8 saat aynı koltuktan kalkmadan hareketsizce kalınan, (tuvalete,su içmeye ve yemeğe gitmeden) ruh halidir. hayattan zevk alamama, aşırı isteksizlik, iştahsızlık, uykusuzluk aseksüelite gibi belirtileri vardır. ama hemen hepsi aynı anda olmalıdır teşhis için.( aman da 3 gündür uyuyamadım depresyondayım dememek gibi..)
    o 8 saat nasıl geçti asla bilemez insan...o an hayattaki en anlamlı şey tavandaki çatlaktır. hayatın anlamı orada aranır, aranır bulunamaz..

    2
  • ponstan

    kendini tanımadığın kaldırımlarda buluvermektir. tanımadığın insanların koşuşturmasını izlerken, tüm o uğultu tüm sesler odaklanmanı biraz daha zorlaştırırken, çıldırmana ramak kalmışken her şeyin birden duruvermesidir. uyuşmaktır.

    işte depresyon tam olarak böyle bir şeydir.

    1
  • buraya bakarlar

    fiziksel olarak bir ağrın olmadığı halde kıvrandıran, içine bi ağırlık çöktüren ki sorma gitsin... allah düşmanıma vermesin çok boktan bir rahatsızlık.

    3
  • tulpar

    atlatmanız için verilen anti depresanları kullanırsanız kısa bir sürede sumo gibi olabilirsiniz. ancak şaka maka ben şişmanlatmayanını bulsam kullanmayı düşünüyorum.

    1
  • redhotel

    ergenler kuş uçsa uçak geçse gireceği olaydır

    1
  • shut the fuck up

    gidip gidip gelendir. denge bırakmaz insanda; ama zaten bizim hiç dengemiz olmadı ki...

    1
  • peri kizi

    deprese olmaktan gelir. bir nevi çöküş.

    önce ruh çöker yavaş yavaş, ardından beden buna eşlik eder. ruh aynalarda bedenin durumunu gördükçe daha da çöker. beden yine onu yalnız bırakmaz. sonra vücuda bir serotonin re-uptake inhibitörü girer. iştahı, uykuyu alt üst eder, hiçbir şeyi düzeltemediği gibi.
    sonra ruha bir sevgili girer, ansızın, kendi kendine. ruh yukarı tırmanmaya başlar, kuş gibi hisseder kendini. sonra beden görür ruhun değişmini, kıskanır. ayak uydurur ona. sonra ruh da bedene.. bu pozitif (+) feed back böylece devam eder.

    1
  • sinpensar

    insani ölümden beter eden hastalıktır. herkes hayatının bir döneminde ya depresyona girmiştir ya da depresyona giren birilerini tanımıştır. benim de başıma gelmişti...

    yıllar önce, bulaşık yıkayarak çalıştığım işyerine zorunlu olmamasına, hatta iğreti durmasına rağmen, takım elbise giyerek, kravat takarak gittiğim günlerdi. iş çıkışı taksim'de bir bara oturup içmeye koyuldum. beş dakika uzaklıktaki evime gitmek gelmiyordu içimden. o günlerde eve girmek başlı başına bir eziyetti benim için. içkinin de etkisiyle yorgunluğum daha çok artmıştı. mecburen, ayaklarımı sürüyerek tuttum evin yolunu. kapıyı açtığım zaman beni neyin karşılayacağını bilmediğim evin yolunu.

    her seferinde farklı çıkıyordu karşıma. gazete kağıtlarından maske yaparken, koltukta kendi kendine konuşurken, banyoda koca koca perdeleri bir leğene tıkıştırıp, çitileyerek yıkamaya çalışırken, ağlarken, kahkaha atarken, camın buğusuna resim çizerken... kapıyı açtım. ev karanlıktı. bir an evde olmadığını düşündüm. oturma odasına girince yine şaşırtıp korkuttu beni. odanın iki köşesinde iki mum yanıyordu. yere uzanmıştı. küt kesilmiş sarı saçlarını okşuyordu. gelişime aldırmadı bile. ışığı açınca, uzandığı yerden kalkmadan kafasını çevirdi. bir an göz göze geldik. her an herşeyi yapabilirdi. bağırabilir, küfredebilir, ağlayabilirdi. poker suratı, bir maske gibi yüzündeydi hep. tükürüğüm boğazıma düğümlenmiş, yutkunamaz, konuşamaz vaziyette kalakaldım. belli belirsiz gülümseyip kafasını tekrar yere bıraktı.

    bir süre daha saçlarıyla oynadıktan sonra hiçbir şey demeden kalktı. salondan çıkıp kendi odasına gitti. raftan bir kitap alıp okumaya başladım. ama yoğunlaşamıyordum. evin içinde dolaşıyordu. çıkıp, ne yapıyor acaba, diye bakmaya çekiniyordum. kırk yaşındaydı ve kendisine sanki bir çocukmuş gibi davranmamdan hoşlanmazdı. izin verseydi, yeni doğmuş bir çocuk gibi davranacak, özen gösterecektim. ama buna kat'i suretle sert tepki göstereceğini biliyordum.

    odasından çıktı, banyoya girdi. kısa bir süre sonra banyodan çıktı, mutfağa gitti. adımları hızlanıp, oturduğum salonun kapısına kadar geldi. durdu. kapıyı açıp içeri girmesini bekledim. ama neden bilmem, yavaş yavaş uzaklaştı ayak sesleri. tekrar mutfağa girdi. sonra oradan, kendi odasına geçti. odasının kapısını hafifçe kapattı.

    beş dakika kadar bekleyip çıktım. banyoya baktım. her şey normaldi. sonra mutfağa gittim. orada da gözle görülür bir şey yoktu. rahatladım. dolaptan süt şişesini çıkarıp kafama diktim. boşalan şişeyi atmak için çöp kutusunu açtığımda tutam tutam sarı saçlarını gördüm. saçlarını banyodan aldığı makasla kesip çöp kutusuna doldurmuştu. içim acıdı. odasına gitmek, konuşmak, sarılmak istedim. ama kızardı. odama geçtim, yatağıma uzandım. onu bu hale getiren bunca yıla, annesine, babasına, iki defa onu hamile bırakan, ikisinde de kürtaj yaptıran sonra da terk eden sevgilisine, herkese, her şeye küfür ederek uyudum.

  • kuhayl

    içinde bulunduğum durum.
    (bkz: depresyon çıkar beni içinden)