• sinop'ta bir dağ köyü. doğru dürüst ne yol var, ne yola ihtiyaç. gele gele bi'elektrik-su gelebilmiş. en yakın köy beş, belki on kilometre ötede. ortamda ciğerlerin te içine işleyen mis gibi bir köy kokusu. metropolün sesine öyle bir aşinalık ki, köydeki mutlak sessizliğin sesinde öyle bir ürperiş...

    zamanın birinde elma ağacının teki bitivermiş bi'yere... ya da belki bir alıç, belki bir nar ağacı. artık biri meyve yiyip çöpünü yere atmış da ondan mı bitivermiş bilemem. ağacın meyvesi düşmüş yere, ondan da az öteye başka bir ağaç bitivermiş. derken öbürkü, sonra beriki...

    bunların meyvelerinden yapılır bizde elma sirkesi, alıç sirkesi, üzüm sirkesi, o sirkesi bu sirkesi. eğri büğrü, eciş bücüş görünümlü dünyanın en saf ve en temiz meyvelerinden. aşısız, ilaçsız, dalından kopardığın gibi kütürdetebileceğin meyvelerden. başka türlü de olmaz zaten. dağdan inen kaynak suyuyla tabloyu tamamlarsın.

    içinde eşek ölüsü kadar sirke anası olur şişelerin. kuşaktan kuşağa aktarıla aktarıla belki de ninelerimizin ninelerinden daha yaşlı vaziyetteki sirke anaları...

    biz bu sirkeleri oraya buraya döküp ziyan etmez, içeriz.