keşke ben yazsaydım denilen şiirler

  • gregor samsa

    şiiri sevenlerin yazmayı istedikleri şiirlerdir...


    hasretinden prangalar eskittim

    seni, anlatabilmek seni.
    iyi çocuklara, kahramanlara.
    seni, anlatabilmek seni,
    namussuza, haldan bilmez,
    kahpe yalana.

    ard - arda kaç zemheri,
    kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
    dışarda gürül gürül akan bir dünya...
    bir ben uyumadım,
    kaç leylim bahar,
    hasretinden prangalar eskittim.
    saçlarina kan gülleri takayım
    bir o yana,
    bir bu yana...

    seni bağırabilsem seni,
    dipsiz kuyulara,
    akan yıldıza,
    bir kibrit çöpüne varana,
    okyanusun en ıssız dalgasına
    düşmüş bir kibrit çöpüne.

    yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
    yitirmiş öpücükleri,
    payı yok, apansiz inen akşamdan.
    bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
    seni, anlatabilsem seni...
    yokluğun, cehennemin öbür adıdır
    üşüyorum, kapama gözlerini...

    ahmed arif

  • constantine

    ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
    azıcık okşasam sanki çocuktular
    bıraksam korkudan gözleri sislenir
    ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    böyle bir sevmek görülmemiştir

    hayır sanmayın ki beni unuttular
    hala arasıra mektupları gelir
    gerçek değildiler birer umuttular
    eski bir şarkı belki bir şiir
    ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    böyle bir sevmek görülmemiştir

    yalnızlıklarımda elimden tuttular
    uzak fısıltıları içimi ürpertir
    sanki gökyüzünde bir buluttular
    nereye kayboldular şimdi kimbilir
    ne kadınlar sevdim zaten yoktular
    böyle bir sevmek görülmemiştir

  • mickey rourke

    biliyorum sana giden yollar kapalı
    üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

    ne kadar yakından ve arada uçurum;
    insanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

    uyandım uyandım, hep seni düşündüm
    yalnız seni, yalnız senin gözlerini

    sen bayan nihayet, sen ölümüm kalımım
    ben artık adam olmam bu derde düşeli

    şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
    yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

    anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
    ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

    kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
    hangi şarkıyı duysam, bizim için söylenmiş sanki

    tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
    nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

    çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
    bağışla bir daha asla tekrarlanmaz hiçbiri

    rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
    bu böyle pek de kolay değil gerçi…

    alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
    bunun verdiği mutluluk da az değil ki

    çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
    sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

    inan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
    son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

    bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
    yalvarırım onu okuma çarşamba günleri

    cemal süreya..

  • ihtiyactan satilik nick

    ayrılış
    bakakalırım giden geminin ardından;
    atamam kendimi denize,dünya güzel;
    serde erkeklik var,
    ağlayamam.
    orhan veli

    4
  • vermidon

    kızıl saçlısına

    pembe yanaklı al dudaklı bir karım olursa eğer..
    olursa 24 ayar ahlaklı..
    anama bakar gibi bakar..
    ilaha tapar gibi taparım..!

    ama…!
    kalleş çıkarsa karım..
    anam avradım olsun bir teneke benzin döker yakarım…!

    kimine göre kadın..!
    soğuk kış gecelerinde sarılıp yatmak içindir..

    kimine göre kadın..!
    sıcak harman gecelerinde zil takıp oynatmak içindir..

    kimine göre kadın..!
    ömür boyunca omuzumuzda taşıdığımız..
    en büyük sevabımız ve en büyük vebalimizdir..

    ama sen kadinim..!
    benim için sen..
    ne o..
    ne bu..
    şusun sen..!
    benim can yoldaşım kavga arkadaşımsın…

    nazim hikmet

    rivayete göre yasaklanan, döneminde toplatılan şiiridir.

  • obsesif pollyanna

    bir ceva evinde tecritteki adamın mektupları :




    --spoiler--

    1

    senin adını
    kol saatımın kayışına tırnağımla kazıdım.
    malum ya, bulunduğum yerde
    ne sapı sedefli bir çakı var,
    (bizlere alatı-katıa verilmez),
    ne de başı bulutlarda bir çınar.
    belki avluda bir ağaç bulunur ama
    gökyüzünü başımın üstünde görmek
    bana yasak...
    burası benden başka kaç insanın evidir?
    bilmiyorum.
    ben bir başıma onlardan uzağım,
    hep birlikte onlar benden uzak.
    bana kendimden başkasıyla konuşmak
    yasak.
    ben de kendi kendimle konuşuyorum.
    fakat çok can sıkıcı bulduğumdan sohbetimi
    şarkı söylüyorum karıcığım.
    hem, ne dersin,
    o berbat, ayarsız sesim
    öyle bir dokunuyor ki içime
    yüreğim parçalanıyor.
    ve tıpkı o eski
    acıklı hikayelerdeki
    yalnayak, karlı yollara düşmüş, yetim bir çocuk gibi bu yürek,
    mavi gözleri ıslak
    kırmızı, küçücük burnunu çekerek
    senin bağrına sokulmak istiyor.
    yüzümü kızartmıyor benim
    onun bu an
    böyle zayıf
    böyle hodbin
    böyle sadece insan
    oluşu.

    belki bu halin
    fizyolojik, psikolojik filan izahı vardır.
    belki de sebep buna
    bana aylardır
    kendi sesimden başka insan sesi duyurmayan
    bu demirli pencere
    bu toprak testi
    bu dört duvardır...

    saat beş, karıcığım.
    dışarda susuzluğu
    acayip fısıltısı
    toprak damı
    ve sonsuzluğun ortasında kımıldanmadan duran
    bir sakat ve sıska atıyla,
    yani, kederden çıldırtmak için içerdeki adamı
    dışarda bütün ustalığı, bütün takım taklavatıyla
    ağaçsız boşluğa kıpkızıl inmekte bir bozkır akşamı.

    bugün de apansız gece olacaktır.
    bir ışık dolaşacak yanında sakat, sıska atın.
    ve şimdi karşımda haşin bir erkek ölüsü gibi yatan
    bu ümitsiz tabiatın
    ağaçsız boşluğuna bir anda yıldızlar dolacaktır.
    yine o malum sonuna erdik demektir işin,
    yani bugün de mükellef bir daüssıla için
    yine her şey yerli yerinde işte, her şey tamam.
    ben,
    ben içerdeki adam
    yine mutad hünerimi göstereceğim
    ve çocukluk günlerimin ince sazıyla
    suzinak makamından bir şarkı ağzıyla
    yine billahi kahredecek dil-i naşadımı
    seni böyle uzak,
    seni dumanlı, eğri bir aynadan seyreder gibi
    kafamın içinde duymak...


    2

    dışarda bahar geldi karıcığım, bahar.
    dışarda, bozkırın üstünde birdenbire
    taze toprak kokusu, kuş sesleri ve saire...
    dışarda bahar geldi karıcığım, bahar,
    dışarda bozkırın üstünde pırıltılar...
    ve içerde artık böcekleriyle canlanan kerevet,
    suyu donmayan testi
    ve sabahları çimentonun üstünde güneş...
    güneş,
    artık o her gün öğle vaktine kadar,
    bana yakın, benden uzak,
    sönerek, ışıldayarak
    yürür...
    ve gün ikindiye döner, gölgeler düşer duvarlara,
    başlar tutuşmaya demirli pencerenin camı :
    dışarda akşam olur,
    bulutsuz bir bahar akşamı...
    işte içerde baharın en kötü saatı budur asıl.
    velhasıl
    o pul pul ışıltılı derisi, ateşten gözleriyle
    bilhassa baharda ram eder kendine içerdeki adamı
    hürriyet denen ifrit...
    bu bittecrübe sabit, karıcığım,
    bittecrübe sabit...

    3

    bugün pazar.
    bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
    ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
    bu kadar mavi
    bu kadar geniş olduğuna şaşarak
    kımıldanmadan durdum.
    sonra saygıyla toprağa oturdum,
    dayadım sırtımı duvara.
    bu anda ne düşmek dalgalara,
    bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
    toprak, güneş ve ben...
    bahtiyarım...



    --spoiler--

    nazım hikmet ran

  • gregor samsa

    oda

    yetiniyorum seslerin bıraktığı izlerde dolaşan hayaletinle,
    ağaran günün içine yetişmek isteyen bir yolcuyum
    defalarca eriyor ve tekrar katılaşıyorum bu göz yangınında
    lastikleri yanan bir arabadayız: sen, ben ve hadisemizdeki mücevher!

    arka arkaya fırlatılan iki havai fişek gibi çarpıştık
    gökyüzünde;
    genzimize dolan sülfürik asit tadındaki hayat,
    ağırlığınca karanlığımızda! ağırlığınca kafesimizde!

    paraşüt açılmasın bu sefer dudaklarımızda!
    lambaları söndür,
    gazı aç,
    çakmağı çak!

    anzısın bir infilak olsun ölümüne seviştiğimiz oda!

    küçük iskender

  • orji

    var mı beni içinizde tanıyan
    yaşanmadan çözülmeyen sır benim
    kalmasa da şöhretimi duymayan
    kimliğimi tarif etmek zor benim

    bülbül benim lisanımla ötüştü
    bir gül için can evinden tutuştu
    yüreğine toroslardan çığ düştü
    yangınımı sözdürmedi kar benim

    niceler sultandı, kraldı, şahtı
    benimle değişti talihi, bahtı
    yerle bir eyledim tac ile tahtı
    akıl almaz hünerlerim var benim

    kamil iken cahil ettim alimi
    vahşi iken yahşi ettim zalimi
    yavuz iken zebun ettim selimi
    her oyunu bozan gizli zor benim

    yer yüzünde ben ürettim veremi
    lokman hekim bulamadı çaremi
    aslı için kül eyledim keremi
    ibrahimin atıldığı kor benim

    sebep bazı leyla, bazı şirindi
    hatrım için yüce daplar delindi
    bilek gücüm ferhat ile bilindi
    kuvvet benim, kudret benim, fer benim

    ilahimle mevlanayı döndürdüm
    yunusumla öfkeleri dindirdim
    günahımla çok ocaklar söndürdüm
    mevladanım, hayır benim, şer benim

    benim için yaratıldı muhammet
    benim için yağdırıldı o rahmet
    evliyanın sözündeki muhabbet
    enbiyanın yüzündeki nur benim

    kimsesizim, hısmım da yok, hasmım da
    görünmezim, ismim de yok, cismim de
    dil üzmezim, tek hece var ismimde
    barınağım gönül denen yer benim

    (bkz: cemal safi)

  • callisto

    ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun kanıma girdin itirazım var
    sımsıcak bir merhaba diyecektim
    başımı usulca dizine koyacaktım
    dört gün dört gece susacaktım
    yağmur sönecekti yanacaktı
    sameland seferden dönecekti
    duvardaki saat duracaktı
    kalbim kendiliğinden duracaktı
    ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun kanıma girdin itirazım var
    emperyal otelinde bu sonbahar
    bu camların nokta nokta hüznü
    bu bizim berheva olmuşluğumuz
    bir nokta bir hat kalmışlığımız
    bu rezil bu çarşamba günü
    intihar etmiş kötümser yapraklar
    öksürüklü aksırıklı bu takvim
    ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun kanıma girdin itirazım var
    sesleri liman sislerinde boğulur
    gemiler yorgun ve uykuludur
    sabahtır saat beş buçuktur
    sen kollarımın arasındasın
    onlar gibi değilsin sen başkasın
    bu senin gözlerin gibisi yoktur
    adamın rüyasına rüyasına sokulur
    aklının içinde siyah bir vapur
    kıvranır insaf nedir bilmez
    otelin penceresinde duracaktın
    şehri karanlıkta görecektin
    karanlıkta yağmuru görecektin
    saçların ıslanacak ıslanacaktı
    kış geceleri gibi uzun uzun
    tek damla gözyaşı dökmeksizin
    maria dolores ağlayacaktı
    istanbul'u yağmur tutacaktı
    bütün bir gün iş arayacaktım
    sana bir türkü getirecektim
    kulaklarımız çınlayacaktı
    emperyal oteli'nin resmini çektim
    akşam saçaklarından damlıyordu
    kapısında durmanı söylemiştim
    yüzün zambaklara benziyordu
    cumhuriyet bahçesi'nde insanlar geziyordu
    tepebaşı'ndaki küçük yahudiler
    asmalımesçit'teki rum kemancı
    böyle rüzgarsız kalmışlığımız
    bu bizim çektiğimiz sancı
    el ele tutuşmuş geziyordu
    gazeteler cinayeti yazıyordu
    haliç'e bir avuç kan dökülmüştü
    emperyal oteli'nde üç gece kaldık
    fazlasına paramız yetmiyordu
    gözlerin gözlerimden gitmiyordu
    dördüncü gece sokakta kaldık
    karanlık bir türlü bitmiyordu
    sirkeci garı'nda sabahladık
    bilen bilmeyen bizi ayıpladı
    halbuki kimlere kimlere başvurmadık
    hiçbiri yüzümüze bakmıyordu
    hiç kimse elimizden tutmuyordu
    ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun .... kanıma girdin ..... kabulümsün.

    (bkz: emperyal oteli)
    (bkz: attila ilhan)

    4
  • bunicktamyirmialtikarakter

    cahit sıtkı tarancının desem ki şiiri...

    1
  • mimdirimim

    insan bir kere ölür (ümit yaşar oğžuzcan)



    her bulunduğum yerde yitiriyorum seni

    yanıbaşımda olduğun oluyor kimi gün

    ya da ben oluyorum sessizce gözlerinde

    bir yaprak kımıldıyor hafiften

    bu sessizlik bir kasırga başlangıcı

    kükremeye hazırlanışı denizin

    bu, aslanların sarı, vahşi gözlerindeki ölüm parıltısı

    bu bir yerde erimek

    apansız yok olmak belki de

    ve sonra susmak, susmak yüzyıllar boyu

    beni unuttuğun bir uzak çizgide

    tuvale sürdüğüm boya değil artık

    kırmızı kan rengidir gözlerimin

    en karadan daha kara yok

    oysa en beyazdın sen gecelerimde

    o bana en yakın renkti tüy gibi

    buram buram sıcaklığını çizerdim duvarlara

    kokun bir tuhaftı çocuksu

    sonra katmerli bir gül gibiydi baygın

    gecenin en koyulaştığı o yerde

    düşerdi ellerime darmadağın.

    öten bir ishak kuşudur şimdi

    haber getirir ölümlerden, dinle

    yaşamak bir manga asker karşımda

    ateş etmeyin diyorum

    bir diyeceğim var

    gözlerimi bağlamayın

    son defa görmek istiyorum insanı

    göğü, güneşi, denizleri

    ve bu son ölümün olsun diyorum

    bir daha öldürmeyin beni.

    kibritim ıslak

    sigaram yanmıyor

    ne olur bir ateş verin

    bu ilk aldanışım değil

    bu ilk sönüşü değil umutlarımın

    ben bu denizin son kıyısıyım.

    bir cam kırıldı uzakta

    ta uzakta, içimde bir cam kırıldı

    bütün şiirlerim anlamsız şimdi

    resimler renksiz, şarkılar ruhsuz

    hiç bir şey artık avutamaz beni

    bakın, bir çağ devriliyor içimde sersefil

    son şair de kırdı son kelemini

    ilk meşaleyi kim yaktı bu karanlıkta

    kimdi aydınlatan benim zindan gözlerimi

    sevilmek mi

    o son artığı en ilkel çağların

    bir mağara duvarındaki en eski resim

    ya sevmek

    hiç sönmeden bir ömür boyu

    o en güzel huy benimsediğim

    yıkıldıkça tutunduğum dal bu boşlukta

    o en insancıl gerçeğim benim

    ben hep böyle yüzyıllar boyu sevdim

    çağlar boyu

    kopkoyu bir geceydi yaşadığım sevince

    ellerimi arardım, bulamazdım çoğu gün

    bir saklayan vardı beni

    bir tutan vardı

    sana yaklaşamazdım

    anlayamadığım korkular vardı içimde

    hep böyle seninle sensiz kalırdım ben

    bir kıvılcım sönerken

    bir yanardağ patlardı içimde.

    ko şimdi ben yalnız öleyim

    vur ellerimi ekmeğimi al

    tiksinir beni kim görse sensiz

    utanır yalnızlığım bana baktıkça

    aynalar mı

    hani nerdeler

    kimbilir kaç yüzyıl oldu kendimi görmeyeli

    adım mı neydi

    besbelli unutmuşum

    hadi vur

    hadi öldür

    kurtar beni ezilmekten çürümekten

    hadi gel, açtım kollarımı

    bir zaman

    ölmeye vaktim mi vardı seni sevmekten

    sen büyüyen bir sessizliktin içimde

    beni ben eden en duru ırmaktın

    en güzeliydin mozaiklerin

    seninle maviydi gökyüzüm

    çiçeklerim sende yeşerirdi

    sen bambaşka bir evren yaratırdın

    sularımdan güneşimden rüzgarımdan

    bak! nasıl da her şey değişiverdi apansız

    şimdi bu karanlıklarda yapayalnız

    mavi mavi bir resim ağlar duvarlarımdan

    ben bir tohumum

    al beni toprağa ek yeniden

    neredesin hani ne oldun

    antik bir kadın başı mıydın

    yoksa bir deniz miydin eskiden

    yosunların kurudu mu öldü mü balıkların

    hani bir nefertiti yaşamıştı eski mısır'da

    yoksa o muydun sen

    hadi, anlat bana neydin

    belki de uzak belirsiz bir noktaydın sen

    öyküme girmeseydin

    insan bir kere ölür

    her gün ölen umutlarımızdır içimizdeki

    paramparça olmuş sevgilerdir

    her aldanış

    yeni bir aldanışa hazırlar bizi

    zamanla renkler değişir

    donuklaşır anılar

    silinir üstümüzden

    güzel olan ne varsa

    görür içindeki bütün hayallerin olduğunu

    insan yaşarsa.

    ve bir gün insan da ölür

    çimen gibi yaprak gibi

    sarsılır yeryüzü yerinden

    devrilen koca bir ağaçtır sanki

    durur atışları yorgun kalbimizin

    el, ayak kesilir

    göz ölür, dudak ölür, kan ölür

    susar ta içimizde

    yıllardır çalan çalgı

    bütün teller ses vermez olur

    acılar diner

    ve bir gün biter bu çirkin oyun

    perde iner...

    1
  • redrum

    sevdiğim
    söylüyor
    bensiz olamayacağını
    bu yüzden
    kendime dikkat ediyorum
    yolda yürürken önüme bakıyorum
    ve korkuyorum her yağmur damlasından
    sanki beni ezecekmiş gibi.

    bertolt brecht

  • caydaliptonavrattaipdon

    ama gene de herkes sevdiğini öldürür,
    bu böylece biline,
    kimi bunu kin yüklü bakışlarıyla yapar,
    kimi de okşayıcı bir söz ile öldürür,
    korkak, bir öpücükle,
    yüreklisi kılıçla, bir kılıçla öldürür!
    kimi insan aşkını gençliğinde öldürür,
    kimi sevgilisini yaşlılığına saklar;
    bazıları öldürür arzunun elleriyle,
    altın'ın elleriyle boğar bazı insanlar:
    bunların en üstünü bıçak kullanır çünkü
    böylelikle ölenler çabuk soğuyup donar.

    (bkz: oscar wilde)

    1
  • isvicreli bilim adami

    hayatı iskalama lüksün yok senin

    bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına
    inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat
    olsun. giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve
    yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme
    yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

    sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya
    hazırdır. hani ağzınla kuş tutsan "bu kuşun kanadı
    neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile
    karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin.
    yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her
    zaman. bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. iyi
    halin cezanda indirim sağlamaz.


    sen, "ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu
    yapmadın" diye cevap verecektir. ve ne söylesen
    karşılığında mutlaka başka bir iddiayla
    karşılaşacaksındır. üzülme, sen aşkı yaşanması
    gerektiği gibi yaşadın.özledin, içtin, ağladın,
    güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.
    "peki o ne yaptı" deme. herkes kendinden sorumludur
    aşkta. sen aşkını doya doya yaşarken o kendine
    engeller koyuyorsa bu onun sorunu. bir insan eksik
    yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak
    için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
    hayatı ıskalama lüksün yok senin. onun varsa, bırak o
    lüksü sonuna kadar yaşasın.


    her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "acılara tutunarak"
    yaşamayı öğreneli çok oldu. hem ne olmuş yani,
    yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. sen mutluluğu
    hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... epeydir
    eline almadığın kitaplar seni bekliyor.kitap okurken
    de mutlu oluyorsun unuttun mu? kentin hiç görmediğin
    sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif
    verecek sana.yine içeceksin rakını balığın yanında.
    üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de
    cabası....


    sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun
    asolan yürektir.yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip
    de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın
    sürece o yürek var olacak seninle birlikte. sen yeter
    ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda
    duygusunu. elbet bitecek güneşe hasret günler. ve o
    zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler
    değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

    nazim hikmet

    biliyorum tam olarak şiir sayılmaz ama keşke ben yazsaydım...

    3
  • seytaninfisildadiklari

    seke seke

    çatal yüreğimle,
    türkülü yollara düştüm ki o kadar olur.

    seke seke ben geldim,
    sike sike gidiyorum.

    can yücel

    1
  • gregor samsa

    sen yürürsen rüzgar yürür

    sen yürürsün rüzgar yürür
    sabahlar sığmaz olur gözlerine
    her adımda çözülür bir karanlık
    şafaklar çiçek sunar ellerine
    gün tutuşur
    dağlar aydınlanır
    yeniden aydınlanır
    yeniden canlanan bu yaşam
    türküler dizer saçının tellerine

    sen yürürsün rüzgar yürür
    alıp savurur beni saçların
    en kalabalık alanlara götürür
    bir cellat çıkar apansız
    bir fidan yeşermeden çürür
    ve kana bulanır ırmaklar
    baştan başa geçer kentleri
    kan temizlenir cellat ölür

    sen yürürsün rüzgar yürür
    mahpuslar soluğunla umutlanır
    toprak çatlar
    gökyüzü bıçak bıçak şimşeklenir
    görkemli bir yürüyüş başlar içimde
    ve bir tan vakti
    kırılır bütün güzellik yasaları
    ağaçlar aşk açar bahçelerimde

    sen yürürsün rüzgar yürür
    dallar eğilir
    yapraklar secde eder yürüyüşüne
    sular kabarıp dalgalanır
    köpüklü başlarıyla selamlar seni
    ve tanrılar kalır önünde
    ne beyler ne krallar
    seninle yazılır en büyük destan
    en güzel tarih seninle başlar

    sen yürürsün rüzgar yürür
    bir sevinç boylanır dünyada
    çocuklar korkusuz büyür
    kan boğulur susar
    dokunup geçtiğin her kuraklık
    yemyeşil bir vadiye dönüşür

    sen yürürsün rüzgar yürür
    bizi bu deprem günlerinde
    inan ki bir şiirsiz yaşamak
    bir de sensiz savaşmak öldürür

    adnan yücel

    1
  • jedikedi

    ''anladım diyemem ki!
    suçluyum.
    belki ben anlatamadım sana kendimi
    tutuştum, yandım da yokluğunda her gece
    yine gözyaşlarımla söndürdüm kalbimi
    her gün her dakika seni özlerdim
    bitmezdi kederim senin yanında bile
    susardım, gözlerime baktığın zaman
    mermer bir heykelin çaresizliğiyle
    oysa neler düşünürdüm sen yokken
    sana kavuşunca neler söylemek isterdim
    dakikalar bir ışık hızıyla geçerdi
    ayrılık başlayınca ben biterdim
    en kötüsü beni koyup gitmendi
    o öyle bir yalnızlıktı anlatılmaz
    hep yarım kalmış heyecanlar hazlar içinde
    biterdi bir kış, geçerdi bir yaz
    ve nice yıllar kovalardı birbirini
    gözlerimde gitgide büyürdü mesafeler
    bütün teselliler uzaklarda kalırdı
    bütün çiçekleriyle solardı bahçeler
    ne olurdu saadetlerin en büyüğü
    işte ellerimde al, diyebilseydim
    anlardın, ve hiç gitmezdin, değil mi
    bir gün duyduğum gibi kal diyebilseydim.''

    (bkz: ümit yaşar oğuzcan)

  • hipokondriyak

    sevdiğin kadar sevilirsin - can yücel

    yerin seni çektiği kadar ağırsın
    kanatların çırpındığı kadar hafif
    kalbinin attığı kadar canlısın
    gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç
    sevdiklerin kadar iyisin
    nefret ettiklerin kadar kötü
    ne renk olursa olsun kaşın gözün
    karşındakinin gördüğüdür rengin
    yaşadıklarını kar sayma:
    yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
    ne kadar yaşarsan yaşa,
    sevdiğin kadardır ömrün
    gülebildiğin kadar mutlusun
    üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
    sakın bitti sanma her şeyi,
    sevdiğin kadar sevileceksin.

    güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
    ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
    bir gün yalan söyleyeceksen eğer
    bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
    ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
    ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın

    unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
    güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
    kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
    ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
    kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin
    işte budur hayat!
    işte budur yaşamak
    bunu hatırladığın kadar yaşarsın
    bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
    ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
    çiçek sulandığı kadar güzeldir
    kuşlar ötebildiği kadar sevimli
    bebek ağladığı kadar bebektir
    ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,

    sevdiğin
    kadar
    sevilirsin

    2
  • la violette

    şiir sevmez, okumaz bir insan bile keşke ben yazsaydım diyebiliyorsa, ne mükemmel bir şiirdir o.

    gönlümle baş başa düşündüm demin;
    artık bir sihirsiz nefes gibisin.
    şimdi ta içinde bomboş kalbimin
    akisleri sönen bir ses gibisin.

    maziye karışıp sevda yeminim,
    bir anda unuttum seni, eminim
    kalbimde kalbine yok bile kinim
    bence artık sen de herkes gibisin

    gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
    onlardan kalbime sevda geçmiyor
    ben yordum ruhumu biraz da sen yor
    çünkü bence şimdi herkes gibisin

    yolunu beklerken daha dün gece
    kaçıyorum bugün senden gizlice
    kalbime baktım da işte iyice
    anladım ki sen de herkes gibisin

    büsbütün unuttum seni eminim
    maziye karıştı şimdi yeminim
    kalbimde senin için yok bile kinim
    bence sen de şimdi herkes gibisin.

    1
  • fat-man

    mem nelere gark olmadı zinin ateşi için
    ferhat dağı delmedimi şirinin düşü için
    kusur ise her saniye her yerde seni anmak
    mecnun azmı yemin etti leylanın başı için

    gözlerinin dokunduğu her mekan memleketim
    bakı verde uzamasın gurbetim esaretim
    ahmet arif hasretinden prangalar eskitmiş
    beni böyle eskitense prangalı hasretin

    sana yine sana yandım nesimide dün gece
    gözlerinle yüzüleyim bend olayım hallaca
    böyle hüküm buyurmuşlar tanrılar divanında
    ha ben sana yollanmışım ha muhammet miraca

    cümle cihan güzellerin yüzlerine ben örsün
    gözlerin balyozu oldu içerimdeki örsün
    ruhumdaki fırtınalar merihi usandırdı
    nuh'a haber eyleyinde gelsinde tufan görsün

    (bkz: mazlum çimen)

  • m312w3

    (bkz: can yücel) şiirleri

  • lucretius

    öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp
    bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu,
    her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp,
    hayaller alev alev beynimi yakar oldu.
    ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp
    yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu.

    her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı,
    uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı.

    öyle günler gördüm ki, duvarlar gelir dile,
    gözümde canlanırdı eşkiya masalları.
    varlığımı sarardı, hain bir isteyişle
    görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri
    kafada çelik gibi fikirler dursa bile
    kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri:

    bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum,
    kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum.

    öyle günler gördüm ki, dost dediğim insanlar
    ben yanına varınca dudağını kıvırdı.
    bir zamanlar yanımda ağız açmayanlar
    sırtımı sıvazladı, bana öğüt savurdu.
    silahsız gördüğüne saldıran kahramanlar
    en alçak tekmelerle beni yere devirdi.

    ruhum bir heykel gibi düşüp parçalanırdı.
    bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı.

    öyle günler gördüm ki, tabanca sakağımda
    tasarladım aydınlık dünyayı bırakmayı
    gönlüm acıklı buldu, en ateşli çağımda
    sönük bir yıldız gibi boşluklara akmayı
    tabancanın namlusu ısındı yanağımda,
    parmağım istemedi tetiğini çekmeyi

    bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı
    bir şeyler fakat beni yaşamağa bağlardı.

    ey bir tane sevgilim, ben bugün yaşıyorsam
    sanma ki hayat tatlı, insanlar hoş olmuştur,
    dağ başında bir kaya gibiyim şöyle dursam
    etrafım eskisinden daha bomboş olmuştur
    yalnız sana borçluyum bugün dünyada varsam:
    seni her andığımda gözlerim yaş olmuştur

    yaşlar ki bir ırmaktır, dertleri sürür gider,
    gözyaşları içinde seneler yürür gider.

    yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman,
    bana: yaşa der gibi gülen senin yüzündü.
    dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman
    bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı.
    yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman
    sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi.

    sen aklıma gelince her şey gülümserdi.
    ağaçlar şarkı söyler, rüzgar tatlı eserdi.

    ey sevgilim, bilirsin benim ne çektiğimi:
    garip başımın derdi bir yürek taşıyorum.
    anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı:
    içinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum.
    görünce gülme sakın çırpınıp aktığımı:
    ilık ve aydınlık bir denize koşuyorum.

    sen benim sevgilimsin, sevsen de, sevmesen de,
    aradığım yerlere benzeyiş buldum sende.

    sabahattin ali

  • maryrozee

    bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,
    kendimi bulduğumda anladım.

    herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
    kendi yolumu çizdiğimde anladım.

    bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil.
    bildiklerini bana neden anlatmadığını anladım.

    yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış.
    aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.

    sevmek ile sevilmenin yolu önce kendini sevmekten geçermiş.
    neden kendine aşık olduğunu anladım.

    acı, doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden.
    neden hiç ağlamadığını anladım.

    ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş.
    gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.

    ve sevilenle ağlayamıyor, kaçıyorsan ondan, çaresizliktenmiş.
    senin acın için odamda tek başıma hıçkırıklarla ağladığımda anladım.

    bir insanı herhangi biri kırabilir ama bir tek çok sevdiği acıtabilirmiş.
    çok acıttığında anladım.

    fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen her bir damla gözyaşını.
    gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım.

    yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet.
    yüreğini elime koyduğunda anladım.

    tek başına ayakta durabilecek kadar güçlüysen, yanında tutanlar varmış.
    neden hiç yalnız kalmadığını anladım.

    ve sana ihtiyacım var, gel diyebilmekmiş güçlü olmak.
    sana git dediğimde anladım.

    biri sana git dediğinde, kalmak istiyorum diyebilmekmiş sevmek.
    git dediklerinde gittiğimde anladım.

    dostun seni bir kez terk edermiş, bin kez değil.
    aslında hep yanımda olduğunu anladım.

    ve bir kez terk etti mi seni, affetmek çok zormuş,
    ben de affedemediğin şeyin ne olduğunu anladım.

    sana sevgim şımarık bir çocukmuş her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan.
    büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.

    özür dilemek değil, affet beni diye haykırmak istemekmiş, pişman olmak.
    gerçekten pişman olduğumda anladım.

    affedemem, çok geç demek gururdan başka bir şey değilmiş
    hala sevgi varsa içinde eğer.

    tutsak kalbimin kapılarını kırıp, içine baktığımda anladım.
    ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,

    sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış.
    yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.

    ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi.
    beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım.

    sevgi emekmiş, emek ise vazgeçemeyecek kadar
    ama özgür birakacak kadar sevmekmiş.

    anladım...

    can yucel

  • siyahgiyenadam

    her şey yapılabilir
    bir beyaz kağıtla
    uçak örneğin uçurtma mesela
    altına konulabilir
    bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
    sallanan bir masanın
    veya şiir yazılabilir
    süresi ötekilerden kısa
    bir ömür üzerine.

    bir beyaz kağıda
    her şey yazılabilir
    senin dışında
    güzelliğine benzetme bulmak zor
    sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
    her şeyden
    bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
    belki tabiattadır çaresi
    senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
    ve benim
    bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
    anlarım bitkiden filan
    ama anlatamam
    toprağın güneşle konuşmasını
    sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

    sen bana ışık ver yeter
    bende filiz çok
    köklerim içimde gizlidir
    gelen giden açan soran bere budak yok
    bir şiir istersin
    "içinde benzetmeler olan"
    kusura bakma sevgilim
    heybemde sana benzeyecek kadar
    güzel bir şey yok

    uzun bir yoldan gelen
    tedariksiz katıksız bir yolcuyum
    yaralı yarasız sevdalardan geçtim
    koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
    her şeyi anlattım
    olan olmayan acıtan sancıtan
    bilsem ki sana varmak içindi
    bütün mola sancıları
    bütün stabilize arkadaşlıklar
    daha hızlı koşardım
    severadım gelirdim
    gözlerinin mercan maviliğine

    sana bakmak
    suya bakmaktır
    sana bakmak
    bir mucizeyi anlamaktır

    sana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
    aşk sorgusunda şahanem
    yalnız kelepçeler sanıktır
    ne yazsam olmuyor
    çünkü bilenler hatırlar
    hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
    bahçıvanlar değil tüccarlardır
    sen öyle göz
    sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
    sen teninde cennet kayganlığı iken
    sana şiir yazmak ahmaklıktır

    bir tek söz kalır
    dişlerimin arasından
    ben sana gülüm derim
    gülün ömrü uzamaya başlar

    verdiğim bütün sözler
    sende kalsın isterim
    ben sana gülüm derim
    gül sana benzediği için ölümsüz
    yazdığım bütün şiirler
    sana başlayan bir kitap için önsöz

    sana bakmak
    bir beyaz kağıda bakmaktır
    her şey olmaya hazır
    sana bakmak
    suya bakmaktır
    gördüğün suretten utanmak
    sana bakmak
    bütün rastlantıları reddedip
    bir mucizeyi anlamaktır
    sana bakmak
    allah'a inanmaktır

    --
    yılmaz erdoğan