kudüs

  • mayonezliarmut

    israil'in baskenti. kudüs'ün baskent olma hikayesi ta kral suleyman*'a kadar dayanır.

    kudüs yahudiler ve müslümanlar için çok önemlidir. yahudilerce kutsal olan yerler arasında tapınak dağı ve ağlama duvarı vardır. müslümanlar için kutsal olan yerler ise mescid-i aksa ve kubbet-üs-sahra'dır.

    2
  • aztec shaman

    haçlı seferlerine neden olan kutsal mekan.

  • hannibalcannibal

    üç dinin birlikte yaşanamadığı ve bu durumun gayet normal olduğu kutsal şehir.
    üç dinin birlikte yaşanamadığı diğer bir şehir için (bkz: istanbul).

    2
  • utopikdunya

    tarihi mö 4000 yıllarına uzanan dünyanın en eski şehirlerinden biridir. müslümanlar için mescid-i aksa ve kubbetüs sahra hıristiyanlar için kıyamet kilisesi yahudiler için tapınak dağı ve ağlama duvarı gibi kutsal mekanları içinde barındıran bütün bu yönleriyle siirt, şırnak, mardin, elazığ gibi şehirlerle uzaktan yakından hiçbir benzerliği bulunmayan israil yönetimineki kutsal şehir.

  • tahsinin abisi

    gül ve kum kenti kudüs.

    hazreti ibrahim zamanında döşenmiş ağır ve eğri taşlı sokaklar... asur, babil, pers, roma, bizans, arap, osmanlı uygarlıklarının izleri... hazreti ömer camii, sonsuz uyku kilisesi ve ağlama duvarı'yla islamın, hristiyanlığın ve museviliğin kutsal kenti 4000 yıllık kudüs.

    2
  • still got the blues

    (bkz: jerusalem)

    1
  • soli deo gloria

    uğruna nice kanlar dökülen, dökülmeye de hala devam edilen üç dinin kutsal saydığı kent.*

  • tahsinin abisi

    ilginç bir kent kudüs.
    son derece köklü bir yerleşim merkezi olmasına karşın, konuklarının sürekli değiştiği antik bir han duygusu verdi bana. yeryüzünün 7 bucağından 77 ulus binlerce yıllık dar sokaklarında, tapınaklarında, üniversitelerinde, meyhanelerinde, müzelerinde, çölde yeşermesi olanaksız bitkileri üreten seralarında kaynaşır durur. necef çölünün eşiğine çöreklenmiş bu kutsal kentte aynı alanı bölüşen sinagog, kilise ve cami, kol kola yürüyen hahamla imam, bir siyasal bilgiler öğrencisiyle üniversite kampüsünde oturup politik sorunları tartışan katolik papaz, kentle çöl arasındaki bozkır arazide tam teşekkürlü bir senfoni orkestrası tarafından yorumlanan klasik müzik konseri, damların üstüne çekirge sürüsü gibi ansızın çöken hamsin (ki doğaldır, su yerine kum yağdırır) kudüs için
    alışılmış görüntü olmaktan öte değer taşımaz
    istanbul u andırır kudüs, eski ve yeni bölümleri, dokunulmamış mahalleleriyle modern caddeleri girift bir ağ ya da ibrişimleri çözülmez ince nakışlar gibi yek diğerine kilitlidir. eski kudüste bir gece yarısı, yaşamını kaktüsün bin bir türünü yetiştirmeye adamış bir ihtiyarla çardak altında oturdum, gündoğumuna değin arak (arap rakısı) sindirdik. çevredeki bucaksız sessizliğin içinde söyledikleri unutulur gibi değil "çöl insanının en büyük hasreti turunç ve gül çiçeğinde yatar. bir de barış vardır ki, gülden zor yeşerir"
    çölün pirinç renkli gökkubbesi altında, uyuyan aslan sırtlarını andıran boz duvarlı, pervazlarında güvercinler uçuşan ince yüksek pencereli, kemerli kapılı evlerin arasından, hazreti ibrahim zamanında döşenmiş ağır ve eğri taşlı sokaklarda yürüyorum. sanki yıl, isadan önce 2000dir ve israiloğulları kabilelerinin kudüsü kuşatmasına daha bin yıl vardır. hazreti davud ve hazreti süleyman ( ne çok hazret, ne çok peygamber, ne çok ermiş geçmiş bu kentten!) kudüste hüküm sürerken, yüzyıllar sonra buralarda asur, babil, pers, roma, bizans, arap, osmanlı uygarlıklarının görüleceğini, kudüsün hazreti ömer camii, sonsuz uyku klisesi, ve ağlama duvarıyla islamın, hristiyanlığın, museviliğin kutsal kenti olacağını düşlemişler miydi ?


    edit: devam edecektir.

  • deblod

    filistin'in başkenti.

    1
  • pia

    adını arapça "el-kuds"(kutsal şehir)'dan alan şehir,dünyanın belli başlı üç ilahi dini olan musevilik,hristiyanlık ve islamiyet açısından kutsal sayılan bir merkezdir.

    1
  • tahsinin abisi

    #202478 nolu girinin devamıdır.

    eski kentin kuzey surlarında ki şam kapısı'na doğru ilerliyorum. kanuni sultan süleyman'ın yontucuları tarafından 16. yy'da yapılan bu kapının çevresinde ki girift taş nakışlarını fotoğrafını çekiyor turistler.

    çevrede dilenci çocuklar koşuşuyor. kapının ağzında iş tutan tefecilere yöneliyorum. "change dollars" diye haykırıyor en yaşlısı ve benimle müthiş bir pazarlığa girişiyor: şu kadar israil lirası, fazlası asla olmaz, zaten babaannem yatalak ve yoksul... "yahu kardeşim" diyorum. "sen en azından seksen yaşındasın, babaannen nasıl sağ olabilir?" tefecinin gözlerinin akı irileşiyor: " iyi ya genç dostum, onca yıldır çektiğim külfeti bir de sen düşün!" sonunda anlaşıyoruz. ihtiyar bir duble de arak ısmarlıyor bana:
    "bir zamanlar bu kapıda incecik kefeli terazilerde ölçümler yapılırdı. şu kadar hint zümrütüne şu kadar çin yakutu, onca afrika elmasına yüz deve yükü şam ipeği, bunca roma sikkesine bunca arap gümüşü. artık tefeciliğin bile romantizmi kalmadı. paranın kur karşılığını sony marka elektronik hesap aygıtlarıyla buluveriyoruz, orada bitiyor iş..."

    şam kapısı'ndan geçerek ünlü "souk"a giriyorum.
    bir tür kapalı çarşı olan "souk"ta baharat satan ıraklı ve iranlılar, bakır ustası kuzey afrikalılar, kumaşın binbir rengini bağıra çağıra pazarlayan arjantinli, polonyalı, alman, fransız, amerikalı göçmen yahudiler var. inanılmaz bir incelikle işlenmiş sırmalı bir kaftanın yanı başında bir çift "cart pembe" converse ayakkabı görmek mümkün. herkese göre, her şey var bu "souk"ta;
    nakışlı giysileri içinde bedevi bir kadın sıpa boyunda bir deve yavrusunu satmaya çabalıyor! "souk"ta derinliklerden yükselen bir tef ve zil sesine doğru, bronz yüzlü fenerlerin aydınlattığı loş labirentin içinde ilerliyorum... kudüslülerin çiçek yetiştirme merakını başka hiç bir yerde görmedim. cadde kenarları, sokak araları, pencere pervazları, avlular, koridorlar çiçeğin bin bir türüyle bezeli. sanırsınız ki bu çöl evlerin önüne yüzme havuzları yaptırılırdı; oysa herkes "sera" yaptırmış. kocaman, özenli camları gün sıcağını kapıp sindiriveren seralarda afrika, güney amerika ve asya'dan gelen tohumlar can buluyor. bir "uluslararası çiçek şenliği" oluşuyor sanki. çiçek konusunda müthiş gururlu bir toplum bu; sağlıklı ve alımlı bir seraya sahip olmak gerçek bir statü sorunu!

    kuru sıcakta yer yer bir akdeniz kıyı kenti gibi tütüyor kudüs...

    anlatıldığına göre bu çicek tutkusu, kudüs kuruldu kurulalı varmış. isa'dan 2 bin yıl kadar önce, bronz çağı'nın ortalarında kurulan (o zaman ki adıyla) "urusalim" kentinin kralı melchizedek, boş vakitlerinde kaktüs yetiştirir, akşamları da "çilingir sofrası"nı kurup hazreti ibrahim'le şarap içermiş! o günden bu güne sayısız savaş ve paylaşım yaşayan kudüs'ün insanları, en büyük uğraşı, çöl yaşantısının acımasız koşullarına, kurak, sert ve renksiz iklimine karşı verdiler.

    kudüs'te gece yaşamı pek yok gibi.
    yine de belirli bir kesimin (öğrenciler, turistler, "entellektüel"ler) uğradığı ilginç ve değişik barlar, meyhaneler var.
    tipik bir "amerikan-bar" olan "my-bar" yumuşak ışıklar, hafif ve "ithal" içkileriyle benim gibi öğrenci bir kişinin cebini yakıyor.
    eski bir arap evindeki "saramello"ysa daha "atmosferik"* *. gitar ya da akerdeon çalan müşteriler, lüksten uzak, rahat bir söyleşi ortamı ve sabaha dek takılan meyhane kuşları bulunuyor burada. içimden thebasssplayer'ın burada ki bas gitarist bayanı görmesi gerektiğini düşünüyorum.

    (devam edecektir)

    2
  • caralho

    yazılanları gördükçe merak uyandıran, gidilmesi gerektiğine inandıran yerdir. tahsinin abisi'ne tavsiyeleri için teşekkür edilmelidir.*

    1
  • tahsinin abisi

    #208458 nolu girinin devamıdır.

    şam kapısı'yla nablus yolu'nun batısına düşer zahal meydanı. bu meydan aynı zamanda eski kudüs'ü çevreleyen surların uç noktasıdır. kentin inanılmaz bir hızla büyüdüğünü gören 2. abdülhamid, 1887 yılında surlara "ek" bir kapı yaptırmış. yeni kapı adı verilen bu giriş, doğrudan zahal meydanı'na açılıyor. yeni kapı'nın tam karşısındaysa bir zamanlar ortadoğu'nun en büyük manastırı olduğu söylenen notre dame de jerusalem adlı dev yapı görülüyor. notre dame de jerusalem günümüzde hrıstiyan hacılar için konukevi olarak kullanılıyor. bu noktaya değinmek gerek: isa'nın kudüs yollarını sık sık arşınladığı yazılır. eski kentin "souk khan ez-zeit" (zeytin ağacı çarşısı) yöresinde görkemli sayısız kilise yükselir. isa'nın çarmıhı sırtlanıp ölüme yürüdüğü yollar buraya yakındır ve "via dolorosa" (acılar yolu) adını taşır. isa'nın sok kez ekmek yediği ve şarap içtiği yerle meryem ana'nın yüreğinin durduğu yer (ki şimdi sonsuz uyku kilisesi olarak bilinir) davud peygamber gömütü'yle birlikte bir tepenin birkaç dönümlük toprağını bölüşür. dinler ve kültürler böylesine girift bir kesişme yaşar kudüs'te...

    zahal meydanı'nı bölen jaffa (yafa) yolu'nu izlerken, osmanlı'nın kudüs üzerindeki mühründen kanıtlar görüyorum sürekli: 16.yy'ın başlarında yeryüzünün en güçlü devletlerinden biri olan osmanlılar, kudüs'ü 1517'de almış, kudüs tam 400 yıl boyunca osmanlı yönetiminde kalmıştır. kanuni sultan süleyman'ın bu kente özellikle tutkun olduğu, "müreffeh"leşmesi için elinden geleni esirgemediği bilinir. surlar, çeşmeler, büyük kapılar kanuni'nin devrinde yapılmış, o çağlarda kudüs'te önemli bir "imar ve inşa harekatı" başlamış.

    ötelerde (çok ötelerde) ömer camii'nin altın kubbesi ışıldıyor. taksi ya da otobüse binmeyerek yolu sora sora ilerliyorum ömer camii'ne doğru.

    hani istanbul için derler ya "99 millet bir araya gelmiş, her biri bir başka kafadan ses veriyor" diye; kudüs içinde aynısı geçerli. "ağlama duvarına" dua etmeye giden, kara cüppeli, kara sakallı ortodoks yahudiler, müezzinin öğle namazını haber veren ezanı ( inanın, buradaki camilerde hoparlör falan yok, aziz fransis mezhebine bağlı rahipler) ( ki günde birkaç kez isa'nın geçtiği yollarda gezinmeyi "şiar" edinmişlerdir, ellerinde makinalı tabancalarla dolaşan çok genç askerler, mini etekli polis kızlar, bermuda şortlu, ağızları purolu, şişman turistler, ağır küfeli boz eşeklerin yularına yapışmış, bağıra bağıra baharat pazarlayan araplar, en ucuz ve sıradan kumaşları "nadide" doğu ipeğiymiş gibi turistlere satmaya uğraşan sefarad) (ispanyol kökenli yahudi tüccarlar,* "şu görmüş olduğunuz tahta parçası isa'nın çarmıhından kesilmiştir! hediyesi yalnızca 50 cent!" diye çağıran çocuk sürüleri,) gururlu ve suskun bedeviler, bizim ulus-sincan minibüslerindeki kalabalığı aratmayan "tıklım tıklım" otobüsler, arada bir yanımızdan geçen jaguar ve mercedes'ler kırk adımda bir "falafel" büfesi...

    evet şimdi bu çok önemli: kudüs'ün "milli" yemeği "falafel"dir: bezelye püresi pişirin, çiğ ya da haşlanmış sebzelerle doldurun içini, bolca baharat katın, tümünü küçük bir pide ekmeğinin içine yerleştiriverin, işte size "falafel". yakıcı baharata düşman değilseniz oldukça lezzetli gelmesi yüksek ihtimal.

    (devam edecektir)

    1
  • panick

    dünyanın en büyüleyici şehirlerinden biridir .

    1
  • jokerock

    (bkz: jerusalem)

  • tahsinin abisi

    #213769 nolu girinin devamıdır.

    geniş bir tepenin üzerinde öylece duran ömer camii'ne iyice yaklaşıyorum. tepeye "bab-el-maghariba" ( mağrıbi kapısı) ya da "bab-el-silsela" (zincirli kapı) denilen yerden ulaşılıyor. soluk kesici güzellikteki yapının altın kubbesi gün ışığını bastırıyor. caminin dış duvarları mermer ve mozaikle örülü. olağanüstü incelikteki çini yazılarda kuran'dan bölümler yer alıyor. "bab-el-silsela"da tüm bedenimi örten gök mavisi bir cüppe kuşanıyorum. ellerimi, yüzümü ve ayaklarımı "el-kas" adı verilen kutsal çeşmede yıkadıktan sonra ömer camii'me giriyorum: renkli ve işlemeli camları, bin bir çiçek motifleri, siyah ve altın mozaikleriyle her noktası aynı özenle "var" edilmiş. ömer camii'nin özelliği "kutsal taş"ı barındırması. söylenene göre hazreti ibrahim, oğlu ishak'ı bu taş üstünde kurban etmek üzereydi; sonraları hazreti muhammed, kudüs'e gelerek bu taşa basmış ve cennete yükselmişti. yüksek bir koruyucuyla çevrili olan "kutsal taş"a bakıyorum. genç bir turist rehberi taşın üzerindeki silik izlerin muhammed'in ayak izi olduğunu, yanıbaşındaki işlemeli kutu içinde de peygamberin sakalından teller bulunduğunu söylüyor.
    kubbeyi destekleyen yüksek sütunlar (ve tüm camii) 691 yılında "kutsal taş"ın çevresine yapılmış. ömer camii aynı zamanda "kubbe-i sahra" (taşın kubbesi) olarak anılıyor...

    ömer camii'nin bulunduğu yerin adı "tapınaklar tepesi". hazreti süleyman ilk kez isa'dan önce 960 yılında burada bir tapınak yaptırmış. tapınak 400 yıl sonra babilliler tarafından yıkılmış. yine isa'dan önce 515 yılında ikinci tapınak aynı yerde yükselmiş. 600 yıl sonra bu kez romalılar tarafından yerle bir edilmiş. tapınak kalıntılarının yanı sıra ömer camii'nin, el-aksa camii'nin, zincirli kubbe'nin ve kadı burhaneddin minberi'nin bulunduğu bu tepenin diğer adı bir çok kişinin bildiği isim olan "harem-i şerif" (kutsal barınak). gümüş kubbeli el-aksa camii 715 yılında yapılmış; şiddetli bir deprem sonucu yıkılınca, 1034 yılında yeniden "inşa" edilmiş.haçlılar tarafından kilise olarak kullanılan el-aksa, selehaddin-i eyyubi kudüs'ü aldığında yeniden cami olarak açılımış. caminin "arabesk"* şekillerle bezeli tavanını dev mermer sütular destekliyor. yerleri duvardan duvara kaplayan paha biçilmez halıların tümü son derece ustaca örülmüş. tapınaklar tepesi, müslümanlar olduğu kadar yahudiler için de son derece kutsal: ikinci tapınağın sağlam kalan tek duvarı (batı duvarı) bugün "ağlama duvarı" olarak biliniyor. dünyadaki tüm yahudiler için önde gelen tapınma yeri sayılıyor. "ağlama duvarı".

    duvarın önüne vardığımda müthiş bir kalabalıkla karşılaşıyorum: yeryüzünün yedi bucağından yahudiler, başlarında "kippa"(dua tekkesi) ve omuzlarında "talleth"(kutsal şal), "ağlama duvarı"nın önünde kat kat "set"ler oluşturuyorlar. zencisinden çinlisine, güney amerikalısından batı avrupalısına kadar insanlar değişik dillerde, mırıltıyla ya da daha yüksek sesle dua ediyorlar; eller ve alınlar duvara dayalı, gözler kapalı, ağlayanlar azımsanamayacak sayıda.

    yüz metre uzunluğunda ve yirmi metre yüksekliğindeki duvarı oluşturan dfev taşların arasındaki yarıklarda dilek kağıtları görüyorum. zamanla genişleyen kimi yarıkları sarmaşıklar bürümüş. kimindeyse güvercinler yuva yapmış. kudüs esnafı burada da ticareti elden bırakmamış. çoğunluğu yemen yahudilerinin oluşturduğu seyyar fotoğrafçılar bağırarak kalabalığın arasında dolaşıyor. "duvar hatırası, hediyesi beş dolar!"...

    necef ve sinai çöllerindeki inanılmaz sıcak, şarap, arak ya da viski içimini yasaklıyor...

    hamsin denilen kum fırtınası patlamadan birkaç gün önce eski kudüs'te yaşadıklarım güzel anılar olarak kalıyor. gün batarken ufacık bir kahveye çörekleniyorum. sahibi ( inanılmaz güzellikte) bir fransız kadın; resmen türk kahvesi yapıyor bize ve az ötede nargile fokurdatan bedevilerle söyleşmemizi öneriyor. önerisine uyup selam veriyorum bedevilere. selamımı türkçe olarak cevaplıyor ve şok oluyorum! türkiye'den uzaklarda bu kadar akıcı şekilde türkçe konuşan birine rastlamak anlamlandıramadığım şekilde evimi özletiyor bana. kendilerine iyi bakmalarını söyleyip yanlarından ayrılıyorum. çevreyi gözlüyorum: ince kerpiç duvarlar ak boyalı, kilim örülü (gece düşen soğuğu önlermiş) ve deve ya da lale nakışlı. en çok kullanılan sözcük "çay". evet, aynı dilde, tıpatıp aynı seslenişle çay ısmarlıyor çöl insanları! ince belli cam bardakları türkiye'de bıraktığımı sanıyorken burada da çıkıyorlar karşıma.

    "otostop"la ya da yeni öğrendiğim bir ulaşım tekniği olan "devestop"la uçsuz bucaksız çölü aşarak ulaştığım eilat, oldukça "lüks" bir tatil yöresi. burada "rustik" ya da "otantik" çayhanelere yer yok. uzun bir kumsana sıralanmış "süper modern" oteller, bir havaalanı, diskolar gece klüpleri, ve amerikan-barlar eilat'a bir hawaii ya da florida atmosferi veriyor; her şey müthiş pahalı. yolculuğumun 4.günü olduğundan beş parasızım. o nefis denizin kıyısında (ve oteller şeridinden çok uzakta) tek bir kahvehane buldum: derme çatma bir sundurma altında, dört tahta masalı, duvarları eski balık ağı kalıntılarıyla bezeli bir yerdi. kahve kömür ateşinde yapılıyordu. kudüs'e ilk gidişimde ( 4 yıl önce) bu minik yerlerinde tarihe karıştığını duydum: kahvehanenin bulunduğu kıyıya bir "cafe-bar" dikilmiş, ortadoğu'ya özgü "keyif kültürü"nden bir noktacık daha eksikmişti...

    akşam oluyor.. artıık eve dönmenin vaktidir diyorum ve düşüyorum tel-aviv'e. otelime. tur şirketinin tahsis ettiği otobüse biniyor ve havaalanına doğru yola koyuluyorum... bu şehri bırakmak nedendir "zor" geliyor.. tekrar geliceğime dair söz veriyor ve uykuya dalıyorum...

    "bitti"

    2
  • tahsinin abisi

    herkesin en az bir kere görmesi gereken şehir.

    1
  • espri yapamayan adam

    herkesin en az iki kere görmesi gereken şehir.*

  • los bandidos

    (bkz: kutsal topraklar)

    1
  • haggarin meme ucu

    4 semavi dinin çatısıdır. adı arapça kökenlidir. jerusalem, 'yerushaláyim' kelimesinden gelmektedir.

  • achilin sol testisi

    3 din açısından da büyük öneme sahip toprak parçasıdır. büyük savaşların sebepleri arasındadır.


    edit: 3 din ya, 4 kitap var 3 semavi din var. yok yok böyle. yanlış yönlendirmeyin milleti.

  • suka

    4 dine de çok ama çok büyük katkıları olmuş şehir.(miş diyorlar)

    not: 2 saattir düşünüyorum, 4. din'i bulamadım. aydınlatın beni! ha mezarcı'dan bahsediyorsanız, onun da kudüsle alakası yok ulan.*

  • freeit

    dinlerin mesajı ve insanın diliyle inşa edilen ruh.

  • kediyimkedi

    (bkz: cennetin krallığı)

    şehir ilk kez hz.davut tarafından başkent yapılmış, daha sonra sırasıyla persler,romalılar ve bizanslıların hakimiyetine geçmiştir. 636 yılında ise hz. ömer tarafından fethedilmiş, 1099'da haçlıların işgal ettiği kent 1917ye kadar müslüman hakimiyetinde kalmış.

    2
  • achilin sol testisi

    medieval 2 total war oyununda sürekli haçlı ve cihad saldırılarına uğrayan kutsal şehirdir.