pasif vs silahli direniş

  • bartvader

    bugünkü versusumuz biraz daha teorik. ben şahsen pasif direnişçiyim ama pasif direnişle asla bir şey kazanılamayacağının da bilincindeyim. silahlı mücadele sonucunda savaştığın her ne ise kazanma şansın var.

    ancak, bakın buradaki nüans bugünün en önemli şeyi, silahlı mücadele karşı olduğun şeylerin bir aynasıdır. yani aynısıdır. yani baskıya karşı kazanma ihtimalinin en önemli öznesinin baskının kendisi olmasıdır. bu da acıdır. ve tarih kendini tekerrür eder. çarklar çevrilir. baskıya karşı kazanıp baskı kurarsın. bir gün biri kalaşnikofunu oraya buraya sıkana kadar.

    pasif bebişim öyle mi ama. inandığın fikirler uğruna ölüyorsun çat diye. duruyorsun sadece. izleyenleri sorgulatıyor bu. etkisi çok daha büyük oluyor. çünkü inandığın şeyler sana savaşmamayı öğütlüyor. eğer savaşıyorsan, birilerinin beynini patlatıyorsan ben senin inancını, fikirlerini, düşüncelerini sorgularım ben birader. kendini korumak için yaptığın bir eylem değil çünkü bu. kendi fikirlerinin diğer fikirlerden daha üstün olduğunu düşündüğün için milletin kafasına el bombası atmak bu.

    ne bileyim bir yerde tiananmen meydanındaki adam var, bir yerde de baskıya karşı hıaaa diyerek öldüren ve ölen milyon tane kadın ve erkek var.

    bart out.

  • japon milliyetcisi

    şimdi ev taşıyorum ama akşam pasif direnişin saçmalığı üzerine güzel bi yazı derleyeceğim. bilgi entirisi giriyorum sürekli amk.

    Japon çok bozdu

  • anarsik coban

    gereksiz iki direniş türü.
    pasif direniş mantık olarak belli durumlarda, belli olaylara karşı bir seçenek olabilir, en azından tepki koyabilmek adına. ancak pasif direniş kazanmaya yönelik bir hareket değildir.
    gelgelelim silahlı direnişe. devrim tarihi baz alınarak etkili olduğu ve yapılması gereken bu olarak düşünülebilir ancak silahlı direniş de esasında aptallıktan öte değil. sebebi ise, günümüz dünyasında silahlı direnişi kime karşı yapacaksın? devlete karşı mı? devleti gerilla savaşlarıyla yıkabilmenin, istediğini elde edebilmenin yolu yok açıkçası. belki 150 yıl önce vardı ama şu an yok. kaldı ki silah ile bir şeyleri elde etmek kalıcı bir çözüm hiçbir zaman sunmayacaktır, sunmamıştır da.
    dolayısıyla ben c şıkkı olan ''sanatla direniş'' seçeneğini seçeceğim sanırım.

    edit: imla.

  • balta

    devletin kadrosunda asalak olmak için özenle yetiştirilen tipler burada pasif direnişi savunuyor aq.
    silahlı savaşçılar olmasa devletler ne ezilen halkların ne de benim varlığımı kabul ederlerdi.
    gandinin pörsümüş hint-avrupalı yarrağını boğazına tıkadıklarım yahu.

    3
  • yuce

    silahlı direnişin her ahval ve şeraitte kazanacağı versus.

    2
  • vitus werdegast

    leonard cohen'den girebiliriz konuya.

    "ismimi sürekli değiştirdim
    karımı ve çocuklarımı kaybettim"

    söz meclisten dışarı ama silahlı mücadeleye girmeyecek birinin bunun doğru olduğunu söylememesi gerek. ben bugüne kadar hiç söylemedim, çünkü açık ve net: yemiyor.

    bizden silahlı mücadele falan çıkmaz. 20 yıl boyunca konforlu bir iş bulabilmek için okumuş, fön rüzgârlarını ve franz ferdinand'ı beyaz yakalı olabilmek için ezberlemiş insanlarız. orta sınıfız yani. silahlı mücadeleyi bırak, boykotu bile beceremeyen bir sınıfa dâhiliz. weimar cumhuriyeti'nde olduğu gibi doktorların, mühendislerin madenlerde çalıştığı bir ekonomik kriz olmadıkça olmaz. benim yemiyor açıkçası, bireysel savunma dışında hiçbir alanda bu çatışmalara girebileceğimi, hayatımı buna adayabileceğimi zannetmiyorum. bu durumda silahlı mücadeleyi savunmak da, benimle iyi kötü aynı düşüncede olan fakir gençler ölsün demek oluyormuş gibi geliyor. temelde zorunlu askerliği savunmaktan bir farkı yok.

    bir de olay şey de değil, hadi silahları alalım, gidip binelim tepelerine, bundan da ibaret değil. bir şekilde kazanılsa bile, aynı safta olan insanlar basit bir fraksiyon farklılığı yüzünden birbirlerini öldürebilirler. tarihte sık görülmüş bir şey bu.

    kısacası, silahlı mücadelenin gerekliliğini savunan söylemleri mantıksız buluyorum.

  • neptune

    ülkemiz baz alındığında, toplumsal olaylarda kelle hesabı yapıldığını göz önüne alırsak, sonuçları açısından, ikisi arasında çok büyük bir fark olduğunu düşünmüyorum. silahlı direnişlerde, haber bültenlerine istatistiki bilgi olarak girmek dışında bir anlam ifade etmiyorsunuz. daha da ötesi bir arpa boyu yol kat edemiyorsunuz ve tam tersi farkında olmadan, karşınızdaki kitlenin saflarına yeni elemanlar kazandırıyorsunuz. öte yandan, yakın zamanda gerçekleşen adalet yürüyüşü, ülke tarihinin sayılı pasif direnişlerinde biri olarak örnek gösterilebilir ama konunun geldiği en son noktaya bakıyoruz, miting alanında kaç insan olduğu konusunda yapılan tartışmalar ile karşılaşıyoruz. yani orada da kelle hesabı söz konusu.

    o nedenle ben söz konusu Türkiye olunca bahsedeceğim iki ihtimali çok daha gerçekçi bulmaktayım. birincisi; ama jeopolitik açıdan ama bölgedeki zengin su kaynağına sahip yegane ülkemiz olmamız açısından (fırat ve dicle) bazı kuvvetli ülkelerin istahlarının kabarma noktasını geçip, taşmasını beklemek ya da tam tersi, iktidar kanadına tam destek vererek, başka ülkelere saldıracak biçimde egolarını şişirip, yine dış kaynaklı müdahaleyi haklı kılacak bir gerekçe üretmelerine vesile olmak. bu sayede o bazı kuvvetler, er veya geç tepenize binecektir zaten. bu toplumda da başka türlü radikal değişiklik olmaz.diyeceksiniz ki çok can kaybı olur. eh birinci dünya savaşı olmasaydı, türkiye cumhuriyeti devletinin, kendi dinamikleri ile kurulabilme şansı ne olurdu, onu da bir dikkate alın demek isterim.

    ha toplum yapımız azıcık müsait olsa, ama pasif ama silahlı direniş pekala başarıya ulaşabilirdi tabii. ama işte gerçek anlamda tipik bir ortadoğu devleti olmamız, toplumun bu genel yapısından ileri gelmekte. nitekim ortadoğu devletlerinin tamamında, bir değişlik meydana geliyorsa bunda sözünü ettiğim yabancı devletlerin etkisi görülmektedir. kimse mustafa kemal atatürk'ten bahsetmesin, hem dönemin koşulları çok farklıydı, hem de öyle devrimci bir lider, bir ülkeye ancak ve ancak bir kez gelir. kaldı ki demin söylediğim gibi birinci dünya savaşı ve akabinde ki kurtuluş savaşının fitilini ateşleyen, söz konusu dış müdahalelerdir zaten.