sadizm

  • constantine

    karşısındaki kişiye acı vermek veya eziyet etmekten seksüel bir haz duymanın adıdır. bu adın kaynağı, fransız filozof ve sadistik öykü yazarı marquis de sade'den gelmektedir. sadizm'in karşıtı olan olgu ise mazoşizm olup kendisine acı verilmesinden, eziyet edilmesinden seksüel bir zevk alma duygusudur. genellikle, dövülme, aşağılanma, bağlanma, işkence edilme, vb. seksüel fanteziler içerir. bazen de kişilerden biri köle olur ve diğer kişi ona tasma takar. bu isim ağırlıklı olarak mazoşist bir içeriği olan "venus in furs" romanıyla tanınan 19. yüzyıl yazarlarından leopold von sacher-masoch'dan gelmektedir.

  • sicadnauseam

    isim babası marquis de sade'dır. karşınızdakine çektirdiğiniz acıdan haz duymanız olarak tanımlanabilir. leopold von sacher-masoch ise mazoşizm in isim babasıdır. (bkz: kürklü venüs)

  • utkujack

    fikir babası marquis de sade olan sade kökenli bir kelimedir.


    bir avcının avına duyduğu tutkuyu sadist bir düşünce olarak yorumlayabiliriz.

  • eskizafer

    gülü sevene dikeni de sevdirmek.

    2
  • hayta

    güle dikeni saplamaktır. koklarken.

    1
  • Ev seksisi

    Grinin elli tonu Adlı filmin tamamı.

  • randolph carter

    şark bülbülü filminde değinilen bir konu. meşhur "mazlum'u getirin bana" sahnesinde görülebilir.
    şaka değil sadizm mazoşizm falan adam düşünmüş bunları.

    1
  • ailuros

    Bir felsefedir, konu değil.

    Ayrıca grinin elli tonu'ndaki sadizm falan değildir.
    Bir de; çok merak ediyorsanız Sodom'un 120 günü'nün kitabını okuyun. Kitap mükemmeldir de, Pasolini filmde ağır sıçmış.

    1
  • inspector of humanity

    sözlükte; aşağılamaktan, insanlara ruhsal ve fiziksel acı vermekten hoşlanma biçiminde belirti gösteren sapkınlık. olarak nitelenir. mazoşizmle kardeş denilebilir. sadist kişi özne ise, mozoşist kişi nesnedir. ancak sadizm bu kadar basit bir kavram mıdır?

    günümüzde sadist bireylere korkutucu ve sapkın insanlar olarak bakılmaktadır ki bu bakış açısı bir yere kadar yerindedir ancak bu insanların toplumun genel refahı ve kendilerinin daha sağlıklı bir hayat yaşayabilmesi için derin araştırmalara ve çözümlere konu olması gerekmektedir ki bu dünyanın refahı için de gerekli bir adımdır, hatırlarsınız ki 2.dünya savaşı devrinde sadistik eylemler'in inanılmaz derecede (lider kaynaklı olarak) arttığı ve insanlara çeşitli zulümler yapıldığı aşikardır.

    bu konu buraya özet şeklinde bile yazılamayacak kadar derin bir mevzu olduğundan çok kısa bir yazı ve örnekle yetineceğim.

    öncelikle sadizm'in temelinde bulunan öz, kişinin bir diğer canlı varlık üzerinde mutlak hakimiyet sahibi olma isteğidir ve biz bu özden ancak zararlı, kötü eğilimleri çıkarırsak hata yapmış bulunuruz. aslında birçoğumuzun çok yakından bildiği iyi tabiatlı sadizm kavramı mevcuttur. bu tür bir sadizmde birey, diğer bir bireyin yararını gözetecek şekilde hakimiyet kurma çabasındadır. evet, tanıdık geldi mi? gelmediyse söyleyelim: anneler :) iyiliğimizi gözeterek bize birtakım baskılarda bulunan melekler :) ancak anneler burada bir tür sadizm sergilediklerinin farkında değildirler. onlar daima iyi ve yararlıyı amaçlamaktadırlar (burada annelere sadist denmesini direkt olumsuz görenleri anlıyorum ancak ben iyi tabiatlı sadizm'e sadizm'in eziyet açısından bakmadığım için bu kavramı şu anda rahat kullanabiliyorum.) ancak şunu da eklemek gerekir ki sadizm iyi tabiatlı bile olsa aşırılaştığında bu annelerin çocuklarına yarardan çok zarar verdiğini görmekteyiz (boyun eğen, bağımlı, kendi kararlarını vermeyen içine kapanık bireyler).

    sadizm'e bürakrat tiplemelerden yaklaştığımızda ise karşımızda inanılmaz derecede kuralcı, düzene aşırı bir biçimde ihtiyaç duyan bireyler ortaya çıkacaktır. bu tarz sadistler karşılarına çıkacak ve düzenlerini bozacak ani olaylardan, "sürpriz"lerden oldukça çekinirler. hayatta degeer verdikleri tek şey kural ve düzenleridir.
    kudüs'te yargılanan ve onlarca masum insanın ölmesine sebebiyet veren bir Nazi olan adolf eichmann sorgulanırken ona suçluluk hissedip hissetmediği sorulduğunda, yalnızca küçükken okuldan 2 kez kaçtığında suçluluk hissettiğini söylemesi eichmann'ın sadizm çerçevesinde yaptıklarını ne kadar içselleştirdiğini ve hayat düzenine yerleştirdiğini bizlere acı bir biçimde göstermektedir.

    son olarak sadistlerin yine en önemli özelliklerinden birinden bahsedeceğim. evet sadistler karşı tarafta mutlak hakimiyet sağlamak isterler ancak kendilerinden daha sadist, otoriter, dirayetli bir bireyle karşılaştıklarında ona boyun eğme ihtiyacı hissederler. yani sadistler boyun eğdirmek istedikleri kadar boyun eğmek de isterler.burada Nazi lider hitler ile onun sadık subayları müthiş bir örnek teşkil etmektedir. ancak sadistler belli bir noktadan sonra kendisinin de bir insan olduğunu ve insanlarla ilişkide iyi olduğunu ispatlama ihtiyacı duyar. bu ihtiyaç onları yaptıklarını meşrulaştırma ya da iyileşme yönüne sevkeder. ancak genel olarak meşrulaştırma çabasında oldukları görülmüştür ki Nazi komutanlarının insanları gaz odalarına sokmanın veya çeşitli şekilde öldürmenin insani açıdan doğru bir şey olduğunu kanıtlamak için yazılar kaleme almaları bunun açık örnekleridir.

    teşekkür notu: eğer sabredip de sonuna kadar okuduysanız beni mutlu ettiniz efendim. şurada şöyle şöyle hatan var diyenleri ya da bana katkıda bulunmak isteyenleri ufkumu genişletmek açısından mesaj kutuma beklerim.

    2
  • rigor mortis

    sadece bilinçli değil, bilinçdışı olarak da kendini gerçekleştirebilen durum. bunun antisosyal bir semptom olup olmadığını düşünüyorum, anlaşılan o ki daha fazla gözleme ihtiyacım var fakat şunu diyebilirim ki, bu her birimizde görülmesinden bağımsız bir şekilde antisosyal bir semptomsa, insanın sosyal bir varlık olduğu kadar, antisosyal bir gölge taşıdığı da söylenebilir, çünkü; her birimiz, canımızın yandığını hissettiğinde, ya da öfkeli hissettiğimizde, bilinçdışı ve fakat bir o kadar da mekanik bir şekilde sadistik olabiliyoruz. burada durumun patolojikliğini bu eylemin niteliği değil, niceliği ortaya koyuyordur belki de. herkes bilinçdışı bir şekilde sadist olabilme potansiyeline sahiptir ve karşılıklı bir beyin fırtınası sonucu oluşulan sonuca göre hareket edecek olursam; bu potansiyele ket vurabilmenin, kendini gerçekleştirmesinin önüne geçmenin yollarından biri de kişisel farkındalık denen olgudur diyebilirim, çünkü ancak kendisinin farkında olabilen kişi, bilinçdışının farkında olabilir fakat bu demek değildir ki, yüksek bir kişisel farkındalığa sahip olup da, bu eylemden keyif alan kişiler yok değildir. o da başka bir tartışmanın konusu olsa gerek.

    1
  • goliath of gath

    isim kökeni fransız felsefeci marquis de sade 'e uzanan ama daha eski yıllardan bu yana süregelmiş bir davranış bozukluğu olarak litaratüre geçmiştir. davranış bozukluğu diyenler halt etmiş bu konu da sade taraftarıyımdır.

    sade'ye göre doğanın bize verdiği temel güdülerden ötürü ortaya çıkmıştır. ona göre doğanın bize sunduğuna karşı gelmemiz gerekir. fikirlerini okumak isterseniz yatak odasında felsefe kitabını deneyebilirsiniz. kişiler özgür iradeleri ile karar verdikleri müddetçe istedikleri türde seksüel bir haz yaşayabilirler. birbirlerine acı ile haz vermek dahil, her türlü sapkınlık -toplumun ahlak anlayışına göre- mübahtır. yeter ki rıza olsun.

    buna bastırılmış duygular vs. gibi söylemler ile yaklaşan çakma sosyologlar belirebilir tabiki de ama bunun bastırılmayla alakası yok. haz kişiden kişiye değişen değişik bir histir. kimi öpüşerek zevk alır. kimi boynuna tasma takılmasını sever. sanane dübük. senin kitabına göre mi sevişecek millet illa.

    1