the wall

  • balan kudursun freud

    pink floyd grubunun en çok bilinen, en çok satmış, en progressive albümüdür. albüm kendi içinde bir bütündür. her şarkı, bir öncekinin devamı gibidir. ve her şarkı kendi başına bir başyapıttır.

    another brick in the wall, mother, is there anybody out there, hey you, comfortably numb, run like hell, the trial, nobody home, good bye blue sky gibi aşmış şarkılar bu albümdedir.

  • lethee

    (bkz: comfortably numb)

  • zeta

    1982 yılında alan parker tarafından çekilen, çoğunluğunu animasyonların oluşturduğu çok fazla diyalog olmayan harika bir film.
    her izlediğinizde yeni bir şey keşfediyorsunuz.

    1
  • lethee

    mükemmel bir filmdir! çeşitli baskılar sonucu (aile,sevgili,çevre,yasalar,eğitim vs..) psikoya bağlayan bir kişiyi anlatıyor. bu arada animasyonun ilk olarak kullanıldığı filmdir. mutlaka herkesin izlemesi gerekmektedir. kimsenin entry girmemesi de ayrıca şaşırtmıştır.

  • paul mccartney

    pink floyd'un 1979 tarihli albümü. klasik pink floyd sounduyla alakalı olmasa da başarılı bir albümdür. ayrıca 1982 yılında beyazperdeye aktarılmıştır. çok başarılı bir psikolojik film örneğidir. hayatı, toplumu, dini, kısacası çevresindeki her şeyi sorgulama sürecinde olan insanlara mutlaka izletilmeli.

    1
  • ucamayan kanatli ped

    pink floyd'un şarkılarının da çalındığı mükemmel bir psikolojik filmdir. yapılan animasyonlardan birçok anlam çıkar. çıktıkça vay amk herifler yapıyor diyorsun.

  • pain in the ass

    çok söyleyince duvar gibi ses veren.

  • puslu hava radyosu

    albüm olarak mükemmelin ötesine geçebilmeyi başarmış,içinde hey you,comfortambly numb,another brick in the wall gibi rock tarihinin şaheser parçalarını bulunduran film olarak fazlasıyla sembolik öğelerle insanın algısının içini bob geldof'un jelitiyle delik deşik eden,küçük çocuğun bir elini tutmak istemesi gibi duygusal,ama starımızın yüzündeki bütün kılları traş etmesi,odasındaki eşyalara garip şekil vermesi gibi fazlasıyla pyschedelic öğeler taşıyan yapıttır...

  • the day that illaki comes

    albümün başarısı 1991 yılında ingiliz milli tuğla dağıtıcıları birliği tarafından şeref listesine alınarak taçlandırılmıştır.

  • kuruntuyonetmeni

    alıntı değildir, sinema topluluğu fanzinine yazmış olduğum yazıdır. paylaşayım istedim.


    soruların ördüğü duvar: the wall

    çok sevdiği blues ustaları olan pink anderson ve floyd council’in önadlarını birleştirerek grubuna isim bulmuştu. pink floyd’un ilk albümü olan the piper at the gates of dawn(1967), bir şarkı dışında tamamen onun eseriydi. ancak bir yıl sonra iyice bozulan psikolojisi albüme olan katkılarını azaltmasına, sahne performansının düşmesine sebep oldu. 1968’de sadece söz yazarı olarak devam etmek üzere grubundan ayrıldı.
    solo işlerle uğraştıysa da başaramadı ve 1975’te wish you were here albümünün kayıtları esnasında stüdyoya uğradı. iyi de kimdi bu adam? saçlarını, kaşlarını, neredeyse bütün tüylerini kazıtmış, yüz küsur kiloluk bu cüsse kime ait olabilirdi? bu ruhu kayıp, eti yabancı beden syd barrett’a aitti... o olduğuna inanmamışlardı grup arkadaşları ve tanıdıklarında ağlamışlardı. o stüdyodan çıkışı bu eski dostların son görüşmesiydi.
    roger waters bu durumdan çok etkilenmişti ve 1979’da bir iki ortak parça dışında tamamını kendisi yazarak the wall albümünü yarattı. travmatik bir çocukluk sonrası rock’n roll yıldızı olan pink’in çöküşünü anlatıyordu bu albüm. pink adlı karakter kurmacaydı elbet. yaşadıkları bire bir syd barrett’la örtüşmüyordu. ama onun bir yarısı syd barrett’tı. 1982’de the wall’un film olma fikri doğdu. roger waters senaryosunu yazdı ve alan parker yönetti.
    duvarın ardında tükenen pink’in diğer yarısı ise waters’ın zekice göndermeleriydi. ilk tuğlayı "militarizm" koyuyordu, ardından "eğitim" geliyordu. bizler toprağa çizgiler çizmek, bu çizgileri başka kurmacalar adına korumak üzere eğitilmiştik. biz, onların eğittikleri üzere android yaratıklardık. etiketlerimiz vardı ve bizimkinden farklı etiketlere sahip olanları yok etmeliydik. bunun tabii bir durum olduğuna inandırılmıştık. kendimizin farkına varırsak, bir birey, bir "insan" olursak nasıl yönetilebilirdik? o yüzden bizi dev kıyma makinelerinde eğitip homojen bir kütle, et yığını bir kitle yapmak gerekirdi. sorguladığımızda ise pink gibi bir tuğla daha koyuyorduk bu sanal dünyayla aramıza.
    birkaç kişisel sorundan sonra pink, yükselen duvarının ardında yalnız kalmıştı. peki ne gerekirdi bu boşluğu doldurmak için? empty spaces adlı parça başlıyordu burada. ve özetlemek gerekirse şunu söylüyordu: tüketmeliyiz! hayat boş değil, amaçsız değil, çünkü almamız gereken arabalar, öldürmemiz gereken insanlar, izlenecek sıçan yarışları, alınacak yeni gitarlar var…
    bu gidişatı sorgulayanları kitleden dışlayıp kendi duvarını örmeye mahkum eden bir eğitim varken, bu sistem her geçen gün yeni pink’leri ümitsizlikle buluşturuyorken ve bu kıyma makineleri kıyma kitlesi tarafından pek ala destekleniyorken düşünmek adına bir kez daha düşünmeden edemiyor insan… kıymanın insan olduğunu ayırt ettiği bir dünya dileğiyle...

  • at avrat braveheart

    taksim'de güzel blues dinlenebilecek mekanlardan biri. tabi ki yalnızca blues diye kısıtlamamak gerek, genelde sahne alan gruplar iyi.

    cumartesi akşamları çıkan 70'lik grubu gerçekten dinlemeye değer bir ekip. solist arkadaşın ara ara jim morrison triplerine girmesi dışında bir sıkıntı yok.

    bir de, sahnede gruplar çıktığında biranın fıyatı 9 liraya çıkıyor, bunu da aklınızın bir köşesine yazın.

    bunun dışında mekanda check in yaptığınızı görevli arkadaşa gösterince sex on the beach ikram ediyorlar. gerçi, sex on the beach dedikleri şey cappy karışık ama olsun.

    1
  • kelebekhucresi

    türkçe uyarlaması.
    tuğlanin gücü

    cetvelin santimi, kalemin ucu
    aklımın içi dipsiz kuyu

    kara tahta, beyaz tebeşir
    boynumda yular yemim yeşil

    samanlı sayfa, uyaklı şiir
    ezberlettiğin bu şey nedir

    önlük mönlük, kravat mravat
    müfredata dömeldim rahat rahat

    dur, sus, dinle
    rahat, hazirol uygun adim marş
    şuursuz tospağa, şaşkin ördek
    güdülen gençlik sessiz ödlek

    sor en zor sorunu sonum geldi
    yükle beynime adaleti
    yaşam formülü ne geldi, geçti
    derslerdeki öğreti

    dur, sus, dinle
    rahat, hazirol uygun adim marş
    şuursuz tospağa, şaşkin ördek
    güdülen gençlik sessiz ödlek

    öğretenim canın çıksın canın çıksın
    seni ben hiç mi hiç mi sevmedim
    sen bir despot
    sen bir gardiyan
    sen bir bok öğretmedin bana

    tek bildiğim bilmediğim, öğrendiğim sevmediğim
    hey sen dur sus öğrettiklerini öğrendin mi ki
    tuğlanın gücü

  • absolem

    part 1 ile part 2 arasında pek bir fark yok açıkcası.arkadaki sesler bile hemen hemen aynı,aynı ses,aynı konu..'puding'ehehe.
    part 2 sanırım biraz daha iyi.

  • kotudusunur

    geçtiğimiz yaz akıllarda kalıcı etkiler bırakan ve belki insanı diğer konserlerden zevk alamayacak duruma getiren, yaratıcı-güzel insan roger waters'ın 2013 tur ismi.
    http://www.youtube.com/watch?v=trebjm8q7jm

  • isis

    roger waters şarkının iki yıllık kullanım hakkını izev vakfına vermiş^^ haber
    yaşam hakkı - duvar

    3
  • dmnrzv

    - have you seen the great wall?
    + all walls are great, if the roof doesn't fall.


    Dizelerini getirir benim aklıma. Bambaşka bir şarkı olduğu halde.

    (bkz: i've seen it all)