• sürüdeki diğer erkek aslanlara hükmederek onların dişileriyle çiftleşme hakkına sahip bulunan aslandır. hayvanlar aleminin neredeyse tümünde aşağı yukarı aynı durum söz konusu değil mi zaten? insana, "ulan, işin tabiatı aslında bu şekilde mi kurgulanmış acep," diye düşündürmüyor mu? işin içine ahlak kavramını sokarak doğal olanı törpüleyen, yani medenileşen "insan" olmuyor mu? e hani doğal olan, sağlıklı olan, doğru olan kirlenmemiş olanlardı? aslında doğruyu, doğal olanı kirleterek insan mı yaptı? şimdi olaydı mı gireydi de babayiğidin teki cafenin tekinden içeriye, "hepiniz hürmet edip diz çökeceksiniz diyeydi?" çok mu doğal olurdu? öyle mi derdik, "ne kadar doğal bir insansınız," diye?

  • 1- bir aslan sürüsünde birden fazla erkek aslan fazla bulunmaz.
    2- hayvanlar alemi sadece memeli canlılardan ibaret değildir.
    3- işin tabiatında her zaman güçlüler kazanır ama bu çiftleşdikten sonra erkeğini yiyen canlılar için geçerli değildir.
    4- insanla diğer canlılar kıyaslanmaz. diğer canlılar üreme dışında seks yapmaz sağa sola saldırıp bana niye vermedin diye kadın öldürmez.
    5. ahlak, fikir üreten bir canlı olan sadece insan için geçerlidir ki o da zengine ayrı fakire ayrı işler.

  • doğadan yalıtılmış olduğumuzu düşünmek ve bunun üzerinden bir "doğal" kavramı inşa etmek bana doğru gelmiyor. yalan yok, eskiden ben de doğayı insan varlığından uzakta bir yere konumlandırmıştım. ancak bizim doğamız bizzat bu. şu an pencereden bakıyorum, ne var bakayım, ekmek fırını, sokak lambası, nalbur, park yeri yüzünden tartışan göbekli dayılar, bizim doğalımızın öğeleri tam olarak bunlar.

    ahlak dediğimiz olay da çoğunluğun iyiliği için benimsediğimiz bir değer yargı bütününden ibaret. yarasaların mağaralarına döndüklerinde yemeklerini aç olanlarla paylaşmak için istifra etmeleri gibi. ya da alfalık döneminde kötü davranan babunların yaşlanınca sürünün diğer üyeleri tarafından dışlanmaları gibi. bu ahlak kodlarının benzerleri hayvanlarda da var.

    bizim ahlak ile ilgili sıkıntımız da bu olguyu kült olarak benimsemekten geliyor zaten. ahlakın değişebileceğini ve evrilebileceğini kavrayamıyoruz. halbuki ahlak da sosyal yaşantımızla evrilen bir olgudur. statik değildir. insanların ahlak ile ilgili problemi onu statik bir şey olarak algılayıp, işlevini bir kenara koymalarından kaynaklanıyor.

    alfa meselesine gelelim. aslanın doğası evrimi sebebiyle öyle şekillenmiş. bizim doğamız öyle mi? tartışılır.

    avcı-toplayıcı kabilelerde kadın ve erkek arasında kesin bir ayrımın olmadığını düşünmek için birçok sebebimiz var. yani insan doğasında defacto olarak bir ataerkilliğin olduğunu düşünmek doğru olmayabilir. ataerkinin tarım ve hayvancılık ile gelişmiş olması yüksek bir ihtimal. çünkü bu işler fiziksel güç gerektiriyor ve toplum geçimini bu işlerden sağlayınca fiziksel güce sahip olan erkek ön plana çıkıyor.

    ilginç bir olay var mesela: hera'nın zeus ile evliliği, zeus'un tavuskuşu kılığına girip hera'ya tecavüz etmesi yoluyla gerçekleşir. bu konuda şöyle bir teori var; hera esasen batı anadolu'daki anaerkil bir kültün tanrıçasıydı. fakat bu anaerkil toplumlar, ataerkil helenler tarafından istila edildi. zeus'un hera'yla birlikteliği esasen erkteki değişimi sembolize ediyor.

    yani "bu bizim doğamız" diyebileceğimiz bir durum yok. toplumsal koşullara göre değişmiş ve şekillenmiş. 2022 yılında "insan doğası" kadın erkek eşitliğidir. çünkü yaşamlarımızı iyi standartlarda sürdürebilmek için ahlaki ve doğru olan budur.