falcon

falcon

yazar · 17 Eylül 2016

Bu dünyada herkesin bir kalbi vardır. Zombiler ve siyasetçiler hariç...

  • 67

    başlık

  • 142

    entry

  • 5

    geçen ay

  • 0

    bu ay

  • 0

    bugün

  • falcon

    Yarın teslim tarihi...!!!!!!!
    Paylaştığımız her şey, yarın herkese açık olacakmış. Silinmiş veya izinsiz olan mesajlar bile. Sadece bir bitti ve önlem almak her zaman için tercih edilir.. Kanal 13 Facebook'ta gizlilik konusunda konuşmuşlar. (Facebook'u veya Facebook'a fotoğraf, bilgi, mesaj ve gönderiler, hem geçmiş hemde gelecekte kullanmak için facebook izni ile herhangi bir tarafa izin vermem..) Bu ifade ile Facebook 'a, bu profili ve /veya içeriği doğrultusunda bana karşı herhangi bir eylem alabilmesi kesinlikle yasaktır.. Gizlilik ihlali ve yasası, yasalar tarafından ceza (1_308_1_1_103 308_103 ve Roma tüzüğü...) Not ;Facebook artık kamu taraf.. Tüm üyelerin bu şekilde bir not göndermesi gerekiyor.. isterseniz bu sürümü kopyalayıp koyun.. Böyle bir ifadeyi en az bir kez yayınla, Teknik olarak fotoğraflar kullanımı ve profil devletle ilgili bilgi içinde.. Paylaş kopyala ama kendi adınız olsun.... Güvenliğiniz için..ÇOK ÖNEMLiDiR... AVUKATLAR KOPYALAYIP YAPIŞTIRMAKTA FAYDA GÖRÜYOR.
    RESMiLEŞMiŞ ÇÜNKÜ!!!
    T.C. Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünün 16.02.2016 tarih ve 69471265-010-06/1955 sayılı Milli Güvenliği tehdit eden örgüt ve yapılarla irtibatlı kamu çalışanları hakkındaki Genelge (2016/4) Resmi Gazetede yayınlanmıştır.
    Ayrıca MiT Müsteşarlığı Sosyal Ağ Bildirgesi doğrultusunda, Facebook'un güvenlik açığından ötürü hesabım üzerinde bulunan tüm verilerimin
    (IP, fotoğraflarım, paylaşımlarım vs.) çarpıtma yolu ve yasa dışı bir şekilde sahte kişilerce kullanılmasından ve doğabilecek tüm zararlardan ilgili, Türk Ceza Kanunu maddeleri gereğince; Facebook sorumludur.
    Bu hesabımdan başka bir hesabım olmadığını bildirir ve gereğinin buna göre yapılmasını tarafınıza arz ederim.
    NOT: PAYLAŞMAYIN DUVARINIZA YAPIŞTIRIN.

  • falcon

    pidecide çalışıyordum o zamanlar. ailemizin maddi durumu iyi değildi. babam çok kumarbaz bir adamdı. her gün at yarışı, iddaa gibi şans oyunları oynardı. eve ne Zaman gelsem bir şeyler yerinde olmazdı. bir gün kanepeler yoktu, öbür gün bir zamanlar gazeteden 45 kupona alınmış telefunken televizyon, bir başka gün eski püskü, nuh nebiden kalma köhne halılarımız... sürekli kumar batağında süründürmüştü babam bizi... bundan pişman olmasına rağmen yaşamının son yıllarına kadar alkol ve kumar illetinden kurtulamamıştı... annem ise bu durumlar karşısında daha sakin davranırdı. Güçlü bir kadındı. evin gelirine katkıda bulunmak için haftanın üç günü kokona bir karının evine temizliğe giderdi. bereket versin gündeliği babamın içkisine giderdi... ben ise pidecide günlük 45 liraya çalışıyordum. motosiklet ile sanayiye, sitelere pide götürüyordum. işimi severek yapıyordum. çünkü çocukluktan beridir ulaşım vasıtalarına karşı zaafım vardı. hani şu oyuncak kamyonu ile "dütdüt" yapan, halı desenlerini otoyol olarak kullanıp oyuncak kamyonunu sürüp bundan aşırı keyif alan çocuk var ya? işte o çocuk bendim.

    5. ayımı doldurmuştum. elimde biraz birikmiş param vardı. o zaman da i phone 4s meşhurdu. masaya koyması bile havalıydı. şimdi düşününce bunun bir aşağılık kompleksi olduğunu anlayabiliyorum, fakat o zamanlar ergendik işte. modaya ayak uydurmak lazım gelirdi. parayı denkleştirdim ve telefoncudan aldım. evin içinde herkesin fotoğrafını çekiyordum. iş yerinde ramiz usta'nın, papatya sitesi'nin kapıcısı kenan abi'nin, kantinde arkadaşların... görmemiş gibi herkesin fotoğrafını çekiyordum. masaya marlboro paketi ile telefonu koymak rutinimdi... zenginiz ya! ortam çocuğuyuz ya! sosyal bir insanız ya! her yerde kör göze parmak sokarcasına gösteriyordum telefonu.

    telefonu aldıktan yaklaşık üç ay geçti. sapasağlam kullanıyordum ucunda bir kaç cizikten başka bir sıkıntısı yoktu. yine bir gün bir daireye pide bırakmam gerekiyordu. motosikletimle aralardan sıyrıla sıyrıla gidiyordum. SONRA bir anda tuvaletim geldi. meshanem patlamak üzereydi. çok acil bir yere işemem lazımdı. birden gözüme eski olduğu 5 mil uzaktan bile anlaşılır bir cami-medrese arası bir yapı ilişti. yüzümde sahteden bir ilyas salman gülümsemesi belirdi. şükürler olsun ki işeyebilecektim. kendi kendime konuşuyordum. SONRA motoru şadırvanın hemen yanına park ettim. yanımda abdest alan misk kokulu bir amca vardı. hemen defansı çalımlayıp altı pasa koşan santrafor oyuncusu misali atlattım onu. cok hızlıydım hemen kapıyı kapattım. alafranga tuvaletti. başladım malum işi yapmaya. o an aklımdan geçti. ne kadar kapitalist bir düzende yaşıyoruz lan biz? soruları tuvaletin ucreti 1 tl. suyun ücreti 50 kuruş. kapitalizm 50 kuruşa içirtip, 1 liraya işetiyor. saçmalık!

    bu düşünceler ile sifonu çektim. ve hafifçe ayağa kalktım ve iki tane tak tuk sesi ile irkildim. telefonum cebimden düşmüştü "ananı ***m off ya! Allah'ım off ya off! ***cem böyle işi!" diye deliğe baktım. delik sanki sonsuzluğa açılan bir portal gibi upuzun gidiyordu. alafranga tuvalet ile alaturka tuvalet karışımı... kolumu sıvayıp içeri daldırdım. eşeliyorum ama nafile. sanki çömlek yoğuruyor hissine kapıldım ve kolumu çıkardım. kolum dirseklerime kadar o düşündüğünüz şekilde idi. sonra dayanamayıp kustum. tuvalet kabini, insan pisliği ve kusmuk ile dolmuştu... hemen peçeteler ile kolumu sildim ve dışarı çıkıp elimi yıkadım. telefon artık hiç olmuştu. bok yoluna gitmişti... ellerimi silip bir abdest aldım. yukarı çıkıp ikindi namazını eda ettik ve hoca ile hasbihal ettik. siparişi bırakamadım, patrondan azar işittim. günüm berbat geçti anlayacağınız...

  • falcon

    sıcak bir eylül akşamıydı. hani şu pastırma yazı dediğimiz, montla çıkıp şipil şipil terlediğimiz ve ismail Türüt'e döndüğümüz akşamlar. işte öyle bir akşamda minibüse binmiştim üstümde janti bir takım elbise vardı. ve beni boğuyordu. zaten oldum olası sevmezdim bu saçmalığı, medeniyet yuları dedikleri, boynumu sıkan bir köpek tasmasından başka bir şey değildi. hiç bana Uygun giyisiler değil, iş görüşmesi için giymek mecburiyetindeydim. akşamdan kalma saçlarımda sertleşmiş wax artık saçımı deyim yerindeyse Keskin bir testereye çevirmişti, otobüsün demirlerini kesebilirdim.

    içerisi nispeten kalabalıktı. kaptan sürekli ani fren yaparak yolcuları bir ileri bir geri , tıpkı rüzgarda ahenkle dans eden buğday başakları gibi savuruyordu. tutunduğum demirin hemen yanında yaşlı bir amca oturuyordu altmışlı yaşlardaydı. kafasını minibüsün camına yaslamış düşünceli bir şekilde dışarı bakıyordu. kim bilir aile saadeti ne durumdaydı? evlatları Kendi aralarında anlaşabiliyor muydu? yoksa uzun hayat maratonundan sıkılmış, ve hemen hemen her ihtiyar gibi "metropolün curcunasından bıkmış, insanlardan sıkılmış ve küçük bir sahil kasabasına yerleşip hayatının geri kalanını orada mı geçirmek istiyordu?" kim bilebilir ki? benim için beş dakika sonra bu düşüncelerin hiçbir anlamı olmayacak. beş dakika... beş dakika sonra hiçbirimiz birbirimizi girmeyeceğiz belkide...

    bu düşünceler ile camdan dışarıyı seyrediyordum. sonra kaptan ani bir fren yaptı. ve kolumu otobüsün demirine yasladım ve sıkıca tutundum. o kadar iri yarı bir adam olmadığım için ayakta durmakta güçlük çekiyordum. ve bir anda midem bulandı. gözlerim hafiften kararmaya başlamıştı. midemde sanki mutant taşıyor gibiydim. guruldamaya ve iyice bulanmaya başladı. midem istifra etmek için vücudumu iyice sıkıştırıyordu. acaba zehirlenmiş olabilir miydim? o an aklımdan bugün yediğim yiyecekleri geçirdim. poğaça, lahmacun, meyve suyu vs. sonraki durakta inmeyi düşünüyordum fakat trafik önce sıkıştı SONRA ışıklarda durduk. sonra "kapıyı açar mısınız acil!" diye bağırdım. "durakta indiriyoruz kardeşim az sabret" dedi kaptan. ve bu sözün hemen üç Saniye sonrasında üstüne kustum. bilerek kusmamama rağmen "ya kardeşim naptın sen be! üstüme başıma bak pühh!" dedi. en arkadaki uzun saçlı genç hariç herkeste bir ciddiyet, bir şaşkınlık hali vardı. o ise kıs kıs gülüyordu.

    -abi çok özür dilerim dayanamadım valla midem bulanıyordu..."
    +in ulan aşağıya pislik herif! minibüsün içine ettin!...
    -abi bak babam yaşında adamsın ona göre...

    demeye kalmadan yandan haydarı çıkarttı sonra kaçmak zorunda kaldım. cebimdeki peçete ile elimi yüzümü sildim ve eve doğru gittim. aklımda bir sürü soru vardı. SONRA bu soru işaretlerini toplayıp bir ünlem elde ettim...

    7
  • falcon

    iki yıl önce yapmak zorunda kaldığım eylemdir...

    kız arkadaşım eve ders çalışmaya çağırmıştı. arkadaşım Onur ile birlikte nargile içiyorduk. saat 14:30 gibi ayrıldık ve kız arkadaşım ile buluşmak için metrobüse bindim. metrobüs tıkış tıkıştı ve hava da sıcaktı. yanımdaki teyzenin koltukaltı bol baharatlı, kıymalı pide gibi kokuyordu... tahminen kırkbeş elli yaşlarında, ve bakımsız bir teyze idi. bıyıklarını almamış ve suratına yalandan bir iki fondöten sürmüş ve olduğu gibi çıkmıştı. muhtemelen günden geliyordu. arka taraftan gsf öğrencisi olduğu her halinden belli olan beş altı genç vardı. çok züppe hareketlerde bulunuyorlardı. kahkaha atıyor ve küfürlü konuşuyorlardı. "ağğbi ya" diye gevşek gevşek konuşuyorlardı...

    iki dakika sonra indim metrobüsten. hava çok sıcaktı. beş dakikalık bir yürüme mesafesinde buluştuk kız arkadaşımla.eve gittik. Shakespeare dersinin notlarını çıkardı, onlara çalıştık biraz. saat 19-19:30 civarı... karnım aç, ama nasıl aç? mideme kavunlu nargile dumanı dışında bir şey girmedi bunca saattir. bir şeyler ikram da etmiyor salak...

    -aşkım, açsan dışarıdan bir şey söyleyeyim istersen :)
    +yok hayatım... birazdan yeriz bi şeyler. sen gel de şu notları topla bi...

    lanet olası! açlıktan bayılmak üzereyim... mutfağa gittim. yalandan bi;

    -kahve içersin dimi?
    +olur aşkım. ikisi bi arada yap bana.

    dedi. o aralıkta buzdolabına doğru seri bir hamle yaptım, fakat gördüğüm manzara karşısında şok oldum. bakın burayı dikkatli okuyun; "buzdolabında hiçbir şey yok" hiçbir şey Yok yani. hani lafın gelişi değil. sadece kahverengi bir şişe var, onun haricinde bomboş...

    şişeye baktım üzerinde tentürdiyot yazıyor. "herhalde sostur" dedim. o zamana kadar isminin tentürdiyot olduğunu bilmiyordum. ekmek dolabının içinden bir ekmek aldım ve üstüne bıçakla sürdüm. ilk etapta keçiboynuzu pekmezi sürmüşüm gibi görünüyordu. tadına baktım.epey tuzluydu. hani şu Çizi bisküvileri gibi. ama baya bozulmuş hali gibi, yine de gideri vardı... kız arkadaşım "hadi nerede kaldın falcon!" dedi. o an ağzımdan çiğnenmiş ekmeği çıkardım ve "geliyorum hayatım!" diye karşılık verdim. ağzımda yiyecek olduğunu Anlasaydı biraz trip atabilirdi. o yüzden avucumdaki çiğnenmiş ekmeği tekrar alıp yedim.

    sonra derse devam ettik. saat 22 gibi çıktım evden. ve meşhur bir kokoreççiye gittim. sonradan tentürdiyotun ne olduğunu anladığımda, yüzümde kötü bir ifade oluştu.

  • falcon

    sanırım kendisi bir kadın.

    1
  • falcon

    gerçekten kim olduğunu merak ediyorum valla... o kadar merak ediyorum ki, meraktan ölmek üzereyim. niye gizlemiş ki?

  • falcon

    zerre umrumda olmayan durum. darısı diğer hewallerin başına

  • falcon

    türkiye'nin en iyi üniversitesi midir tartışılır. fakat türkiye'nin istikbâli için oldukça ehemmiyetli bir üniversitedir. içerisinde yetişen öğrencileri yarınlarımızın teminatıdır. bir çok alanda çalışmaların yapıldığı büyük bir üniversitedir ve günümüzün baskıcı rejimine karşı direnen son kaledir.

  • falcon

    üç yıldır bayramlarda yaşlıları ziyaret ederim, halini hatrını sorarım... ellerini öperim onların. ama her ne kadar güler yüzlü görünsem de, içim hep bir buruk kalır... içime göz yaşları akıtırım. dayanamıyorum ben yaşlılara... arkasında kimsesi kalmamış, yahut bakamamış çocukları var... yılda bir kez anca görebiliyor belki de... yeni bir torunu olmuş, fakat bunu bilmiyor. sadece telefonda konuşabilmiş, ses seda alabilmiş... yılların verdiği yorgunluk ile yaşama hevesi kalmamış bir çoğunun, hemen hepsinin suratında sahteden bir memnuniyet maskesi var... "ben burada mutluyum" kisvesi ne kadar inandırıcı? hayatının son demlerini hep birlikte, çocukları ile torunları ile geçirmek varken bir köşeye atılmış, kimsesi kalmamış... oysa ki gençliğinde böyle olabileceğini bilebilir miydi...? her şey faklı olacaktı, torunları ile vakit geçireceklerdi...

    biliyorum. her ne kadar elimde hediyeler ile ziyaretlerine gitsem de, onlarla ilgilensem de onlara gerçek bir evlat sevgisi hissettiremeyeceğim. arkamı dönüp gittiğimde, hayatlarındaki yeri doldurulamaz "sevgi boşluğu" ile ölümü beklemeye devam edecekler... bunun da farkındayım. ama yine de onlarla vakit geçirmeyi seviyorum. inanın hepsinin hayatı birer film adeta... hepsi gün görmüş insanlar. bizler belki de yarısı kadar yaşamamışızdır bu ihtiyarların... o yüzden bu insanlar ile vakit geçirmek hayatımızda yapabileceğimiz en onurlu davranışlardan biri.

  • falcon

    daha önce gittim. çok gezilecek görülecek yerler var. bir görev icabı iki gün kalmıştım. yemekleri süper. peynirli ağır bir tatlısı var (adını unuttum) çok şahane yapıyorlar mesela...

  • falcon

    ekseri çirkindir. benim tanıdıklarımın tamamı çirkindi. ruhlar aleminde yaşamıyoruz vesselâm...

    Evet, kadın eksperiyim.

  • falcon

    "ölü canlar" kitabının sonu yok maalesef. sonra neden rus edebiyatından soğuduk. gogol soğuttu işte...

    1
  • falcon

    ara ara aklıma gelen durum... annelerin abartıldığını düşünüyorum. ne yani doğurup büyütünce bu seni kutsal mı yapıyor? mantıksız, realiteden uzak... arada bir yemek yapıp evi temizliyorlar da işe yarıyorlar. onun dışında bir gerekliliği yok bence...

  • falcon

    gece gece ansızın gelen istek...

    2
  • falcon

    bir terapi... hele ki sevdiğiniz kadının ayağıysa...

  • falcon

    kısmen zordur. yani yüzmeyi yeni öğrenenler için zordur en azından... fakat bir yerli abi var ki hem otuz metre dibe sadece bir gözlük ve zıpkınla dalıyor. denizin dibinde yürüyor, balık avlıyor. işte videosu

    1
  • falcon

    iç anadoluda kullanılan sempatik küfür...

    yarrağaam! diye telaffuz edilir. sözcüğün nüansına göre kelime anlam kazanır.

    misal;

    yarraam sen niye saatinde buraya gelmiyon? (azarlama anlamı)

    şişşt lan yarraam! (ünlem anlamı)

    yarrama bak hele! (tipini eleştirme maksatlı)

    şeklinde uzatılabilir...

    edit: niye eksiliyon lan. bilgi içerikli entry giriyoruz işte!

  • falcon

    çok kişisel bir şey. her gün kişisel bakımını yapan bir kadının çürük balık gibi kokmaz elbette... fakat bazı kadınların vajinasının ağustos sıcağında adana kaldırımına dökülmüş fondü gibi koktuğunu kötü bir şekilde deneyimledim.

    uzun lafın kısası; her vajinanın kokusu karakteristiktir. gün içerisinde adet olma sıklığına, iç çamaşır değiştirme sıklığına vs vs göre değişir.

  • falcon

    duhulün en şiddetli yerinde ortaya çıkan durum. ee vajina defolu diye sahibine iade edemeyeceğin için mecbur, sekse katlanmak zorundasın. sonra zaten yol verirsiniz ve hayatınıza kaldığı yerden devam edersiniz.