yesilzeytin

yesilzeytin

kadirşinas
yazar · 25 Şubat 2016

Dağları özlediğim doğrudur.

  • 91

    başlık

  • 14

    entry

  • 0

    geçen ay

  • 0

    bu ay

  • 0

    bugün

  • yesilzeytin

    her şey türk için türk'e göre türk tarafından

    1
  • yesilzeytin

    atatürk ün bastırdığı bir isyanı katliam diye nitelendirenlerin silsile olarak dahil edilmesi gereken olaydır.

  • yesilzeytin

    muzaffer izgü eseridir.

    telsizler hemen çalıştı:
    "konuk ayı avlamak istiyormuş!"
    konuk ki ne konuk, en büyük devletin en büyüklerinden... o büyük devletle öyle sıkı fıkıyız ki, kardeşten öte. ne buyurursa o büyük devlet, biz hemen yerine getiririz, bir dediklerini iki etmeyiz; babamız, ağabeyimiz gibi bir devlet işte.

    bu koskoca dost devletin, koskoca büyüğü, ayı avlamak isteyecek de biz bunun umruna bakmayacağız ha? hem de adamın istediği ne ki, biz ki onlara neler vermişiz, üsler vermişiz, madenler vermişiz, istemiş asker bile vermişiz, şimdi adamcağız ayı avlamak istemiş, bir ayıyı çok göreceğiz ha!...

    görmeyeceğiz!
    görmeyeceğiz de, bu ayı avlama işi gezi programında yoktu.

    hani çok içten dostlar olur ya, birden aklına gelir, isteyiverir, sizin içtenliğinize güvenerek. e, pekiyi, yabancı büyük böyle düşünmüşse, "ne olacak, benim nazımı çekerler, şunun şurasında istediğim ayı avı, gösterirler ormanı, ben de bir iki saat avlanıveririm" demişse?

    iyi de ayı nerede var, hangi ormanda?
    telsizler ötüyor, telefonlar konuşuyor:
    -yabancı büyük yakın bir yerde olsun istiyormuş.
    -eyvah, demek bolu ormanlarını istemiyor.
    -beyefendi, bolu ormanlarında ayı var mı ki?
    -yahu baksana adam yakın yer istiyormuş, şimdi onu ucağa, helikoptere bindirip taaaa Karadeniz ormanlarına gönderemeyiz ki!
    -hay allah! nereden aklına esmiş ülkemizde ayı avlamak?
    -galiba çok ayı olduğu kanaatinde.
    - hıışt aman, dinleniyoruz... evet beyefendi, anlıyorum beyefendi, araştırma aralıksız sürüyor beyefendi.

    evet, araştırma aralıksız sürüyor. yabancı devlet büyüğü yarın sabah gün doğarken başlayacakmış ayı avına, dört saat süreyle avlanacakmış.

    yani sabah altıyla on arası... bu durumda önümüzde daha on iki saat var. bu 12 saat içerisinde yabancı büyüğe uygun bir orman ve ayılar!...

    telsizin ucundan sesler dökülüyor:
    "yabancı büyük 11de bir brifingde olacaktır..."

    işte bu olmadı. niçin olmadı? şundan olmadı. yabancı büyüğü hangi araç bir saat içinde ormandan alıp başkente ulaştıracak? böyle bir araç var mı? en yakın orman gerçi bolu ormanları, ama bakalım yabancı konuk, ormandan helikopterim kalkacağı yere gelinceye denk, sonra başkentte brifingin yapılacağı yere ulaşıncaya dek bu bir saatlik zaman yetecek mi?

    "uuuuf amma da zor iş haaa!..."

    bu sözü ufak tefek bir adam söyledi.(bizim yazar olan değil :d) ufak tefek ama, yaptığı iş çok büyük, tüm gezi programını uygulayan o, hem de dakikası dakikasına. çünkü yabancı devlet büyüğünün bir saniyesi bile değerli. dört saat ayı avlacağım, demişse, bu dört saat bir dakika olamaz. dört saatte bu iş biter, yabancı devlet büyüğü başka bir işin peşine düşer.

    gerçi bu program uygulayıcısı ufak tefek adamın buyruğunda her şey, her şeyi bir telefonla hemen hal yol eder. ama iş orman ve ayı olunca çok zor. yabancı devlet büyüğü desin ki, "ben falanca müzeyi görmek istiyorum," isterse program dışı olsun, isterse gece yarısı olsun, toplarsın gece yarısı müze görevlilerini, dizersin kapıya. "buyrun sayın konuğumuz, müze buyruğunuzda," dersin.

    ama orman öyle mi ya, ayı öyle mi ya? başkentin dibinde orman nerede, ayı nerede?

    "yani bu yabancı devlet büyüğünün bizimle olan içtenliği çok fazla hani."
    bunu kim dedi,kim?
    kim diyebilir, kolay mı bu sözleri etmek? bu çok büyük ülkenin çok büyük adamı ayda yılda bir kez gelmiş ülkene, hem övünmelisin, hem sevinmelisin senin konuğun oluyor diye.

    seviniyoruz, televizyonda büyükler çıkıyor, "ya bakın bize kimler geldi," diyorlar.
    televizyonun mikrofonu vatandaşa uzanıyor, vatandaş da " yaa yaa, başka yere gitmemiş de bize gelmiş" diyor.

    e pekiyi? ufak tefek adam ne yapıyor, boş mu duruyor? ne boş durması, kafası patlarcasına, beynini yırtarcasına düşünüyor, ne yapmalı, nasıl yapmalı?

    -acaba sayın konuk 3 saat avlanda?
    -hayır olmaz, madem 4 demiş, olmaz.
    -pekiyi, biraz daha konuk olduğu saraydan erken alınsa?
    -hayır olmaz, her şey konuğun isteğine göre düzenlenecektir.
    -iyi de sabaha dek başkent yakınlarında bir orman düzenleyemez ki...

    bunu kim demiş? hiç kimse.
    -arkadaşlar, akıl akıldan üstündür, bunun için ayı toplantısı düzenleyelim. çok ivedi, tarıma, turizme, içişlerine bakan bakanlıklardan birer temsilcinin katılacağı bir toplantı yapalım. ama çok ivedi, hemen...

    evet öyle ya akıl akıldan üstündür ki ne üstündür. toplantıya son anda yetişen eğitim bakanı temsilcisi,

    -efendim, sayın konuğu başkent çevresinde biraz gezdirdikten sonra orman diye hayvanat bahçesindeki ayıları da ilgililer inlerinden çıkarıp bahçeye salsınlar, yabancı büyük orada bir iki ayı vursun. gerçi ayılar vurulmuş olacak, ama böyle bir günde iki ayının sözü mü olur. giden ayının yerine yenisi gelir, ama yabancı konuğu bir darıltırsak?..."
    -ya beyefendi, gerçekten darıltırsak çok ayıp olur, ama yabancı konuğu aldatırsak ayıp olmaz mı? ya oranın hayvanat bahçesi olduğunu anlarsa?
    -efendim, ben sayın yabancı konuğun ülkesinde çok kaldım, bu ülkenin insanları biraz şeydirler, anlamazlar.

    yani "saftırlar" mı demek istiyordu eğitim bakanlığının temsilcisi? bu ne küstahlık! küstahlık ya! anladı eğitim bakanlığı temsilcisi hemen düzeltti:

    -şey demek istedim efendim, yani işin o denli farkına varmayabilir yabancı konuk.
    - evet, dedi ufak tefek adam, "ayıları hayvanat bahçesinden ayarlamak" çok güzel bir fikir, ama av olayı hayvanat bahçesinin içinde olmaz. bir ucundan bir ucu ne ki, küçücük yer, hemen fark eder.

    tarım Bakanlığı temsilcisi,
    -beyefendi, sayın yabancı konuğa daha önceden söylenebilir, biz ulus olarak ayılara çok meraklıyızdır, bu yüzden özel ayı avlanma sahalarımız vardır, diye.
    -ama efendim, dedi ufak tefek adam; ayı avlama sahası başkentin göbeğinde olmaz ya. demez mi bu adam sonra, ben gördüm amma, bunlar kadar ayıya meraklı ulus görmedim, başkentin göbeğinde ayılar oturuyor, demez mi? hiç akla uygun değil, ama buradan yola çıkarak başka şeyler yapabiliriz.
    - evet beyefendi, dedi turizm Bakanlığı temsilcisi ; biz ayıları Sincan dağlarına, şurada hemen, yakıncacık, bekleriz yabancı konuğu, yaklaşınca ayı bakıcıları ayıları salarlar dağa, o da pat küt avlar.
    -çok güzel, dedi ufak tefek adam, "bravo!"

    ufak tefek adam yerinden kalktı, turizm Bakanlığı temsilcisinin elini sıktı. "ne büyük bir buluş" diyerekten.

    saniyesinde telefon öttü:
    -alüüü, buyrun, burası hayvanat bahçesi, ben bekçi ali.
    -kaç ayı var orada?
    -ne bileyim beyim, siz hangi ayıları sorarsınız, buradakileri mi gerçeklerini mi?
    - sen bana müdürünü ver müdür yardımcısını ver.
    -yok beyim yok, hepsi evlerine gittiler.

    her şey ufak tefek adamın buyruğunda değil mi? çok değil 20 dk sonra hayvanat bahçesi müdürü toplantıya katılıyor, azıcıkta içkili olarak, 2 polis bir içkievinden alıp getirmişti hayvanat bahçesi müdürünü. hayvanat bahçesindeki ayıların tam sayısını bilmiyordu.
    ufak tefek adam hayvanat bahçesi müdürünü çok kötü haşladı:
    -nasıl bahçenizdeki ayıların sayısını bilmezsiniz beyefendi? bir müdür ayılarının sayısını bilmeli. ne biçim müdürsünüz siz?
    -nurettin bey bilir efendim, ayılar onun bölümünde, ayılardan o sorumlu.

    nurettin bey değil, ayıların bakıcı suphi bile getirilmişti ekipler arabayla 15 dk içerisinde. ikisi de televizyonda o büyük aşk dizilerini izlerken evlerinden alınıp getirilmişlerdi.
    - 4 ayı, dedi suphi...
    -ne?... dedi ufak tefek adam, salt dört tane mi?
    - 4 tane beyefendi, onun da ikisi hasta.
    -ne???
    ufak tefek adam saçını başını yoluyordu.
    kala kala o koca hayvanat bahçesi iki ayıya mı kaldı?
    -öbür ikisi de çok yaşlı zaten beyefendi.

    şaap diye dizine vurdu ufak tefek adam.

    -yani kamyona falan atsak, şuracıktaki sincan dağlarına götüremez miyiz?

    bakıcı bir şey anlamamıştı. beş saniyede anlattı müdürü ona ayıların niçin sincan dağlarına götürüleceğini.

    - haaaa, dedi bakıcı suphi. sonra da, cık, etti. "götürsek bile bu ayılar lök diye oturdukları yerden kalkmazlar beyim. yani neydi o yabancı adamın adı, çok ayıp olur vallaha, demez mi sonra bana hasta ayıları getirmişler, diye."
    -sus sen!
    -sustum beyim.

    ufak tefek adam bağırıyordu:
    -ne işe yaparsınız ha siz, ne işe yararsınız?

    suphi duramadı, yine konuştu:
    -beyim, daha önceden böyle bir numara çekeceğinizi bana söyleseydiniz ben şimdiye dek ühüüüüü ne ayılar... "
    -suus! diye bağırdı ufak tefek adam, ama birden seviniverdi. evet, ayı oynatıcılarından sağlayabiliriz, evet, hemen, şimdi... şimdi içişleri Bakanlığı temsilcisi hemen şimdi, anlıyor musunuz, bulabileceğinizce ayı, çok ayı, başkentte kaç ayı varsa istiyorum.

    ufak tefek adam değil, devlet be, devlet istiyordu bu ayıları. kocaman yabancı devletle olan ilişkilerinde daha da gelişmesi ve iyileşmesi için bu ayıları devlet istiyordu.

    pekiyi devlet istedi miydi? ühüüüüü yaratırdı!...
    yarattı da....
    tastamam 22 ayı, bakıcılarıyla birlikte bir karakolun bahçesinde hazırdı.
    - a be sürecek misiniz be bizi polis bey, ne yaptık biz be?
    - e be ayıların şansıdır zaten oraya buraya sürülmek, görürsün tombul, az sonra çıkaracaklar bizi başkent sınırlarından dışarı.

    olacak şey değil, devlet, ayılara ve ayıcılara karşı hiç bu denli insancıl yaklaşmamıştı. bir polis ayılara yesin diye çikolata dağıtıyor. bir polis kebap ekmek dağıtıyor ayıcılar yesin diye.

    - a be tombul, var bu işte bir iş, yoksa yarın ayılar günü mü haa?

    -yuk beee, devlet büyüğümüz bizi gürmüştür düşünde...

    polis bazı ayıların ellerine tutuşturuyor çikolataları. ayılar çok mutlu, çikolatalarını yiyorlar. ayıcılar kebaplarını çiğniyor.

    o da nesi, haydiii her ayıya bir çikolata daha.
    -gerçekten gürmüştür büyüğümüz ayıları üryasında. demiş herkese yararım dokunuyor, varsın ayılara da dokunsun, yesinler çikolataları bana dua etsinler...
    -lan ümer, ayı bilir dua etmesini?
    -eder lan, eder.

    bir başka polis memuru açıklama yaptı:
    -arkadaşlar, bu ayılardan üçü beşi ölecek...

    22 ayıcının 22nin birden boğazında kalıverdi kebaplar...
    - ah! dedi biri. biliyordum be zaten bu işin sonunda bir iş olduğunu, devlet çikolata veriyorsa, bunun sonunda...
    -devlet ölen ayıların parasını da verecek.
    ayıcı yaşar:
    -e verilen para çok da olsa bari pulis bey, dedi. böyle bir ayı kolay yetişmiyor bu zamanda...
    -devlet en yüksek ücreti ödeyecek. ayısı ölmeyenler de birer günlük para alacaklar, onlara verilen para da dolgun olacak.

    kimi anladı, kimi anlamadı. anlayanlar, anlamayanlara anlattı. ama hâlâ anlamayam vardı:
    - e be ister yabancı büyük ayı uynasın önünde, amma niye sincan dağlarında?
    -ulan salak, ayının oynamasını isyemiyor, ayı avına çıkıyor. yani adam kendini ormanda sanacak, bu ayıları da orman ayısı...
    -hı, anladım, aldatacağız be yabancı konuğu, şimdi anladım. pekiyi ayı hiç oynamayacak mı?
    -çüş!...

    polis üçüncü çikolataları dağıtıyordu, bir yandan da son buyruğunu veriyordu.

    -arkadaşlar, sizler sakın ha sakın, görünmeyeceksiniz, kayaların ardına sinip saklanacaksınız. benim öksürüğümü duyar duymaz, kimin yanına sayın büyükle yaklaşmazsak o ayısını salacak. bana bakın, kurşun bir yerinizi sıyırsa bile ses çıkarmak yok. haydin bakalım, şimdi ayılarınızla birlikte kamyona!...

    ayılar kamyona binerken bile türlü numaralarını göstererek polisten çikolata istiyorlardı... ayıların hepsi bindirildi kamyona, ayıcılar da.

    sincan dağlarında tüm ayılar ve ayıcılar ayrı ayrı kayaların ardına yerleştirildikten sonra telsizler öttü:
    -her şey hazır, av alanı 20 ayıyla buyruğunuzdadır!...

    helikopter sincan dağlarının yakınındaki bir düzlüğe indi. ayının biri homurdandı, yani"geliyor" dedi.
    oysa ayı demedi bunu, ayıcı yaşar dedi. başka bir ayı homurdaya homurdaya yanıt berdi. ayıcı yaşar çok kızdı:

    - ses be tombul, duyamacağım hem öksürüğü, hem de diyecek yabancı konuk bu nasıl dağ ayıynan dolu, homur homur.

    paaaaaat...

    -ayh dedi ayıcı yaşar, gitti bir cancağızım ayı.
    ama homurtu yok!
    -yok be tombul, korkma, yabamcı konuk tüfeğini dener.

    o gün yabancı konuk bir tane vuramadı, daha doğrusu vurmadı.

    öksürük sinyalleri zamanında mı alınmadı, yoo alındı. pekiyi ayılar zamanında mı, salınmadı? yoo salındı.

    öksürük sinyalini alan ayıcı ayının burnundan zinciri çözüp salıyordu. ama ayı onca polisi bir arada görünce başlıyordu tefsiz mefsiz göbek atmaya. acaba bir çikolata daha yiyebilir miyim, diye.

    yabancı konuk belki de yaşamında ilk kez görüyordu avlayacağı ayının kıvıra kıvıra göbek atarak yaklaştığını.

    -olmaz diyordu ingilizce, olamaz!!! yahu bu sizin ayılar!...
    öhhöööö, bir öksürük...
    haydiii, bu bozayı da oynuyor. hem de ne oynama, omuzları titrete titrete yabancı konuğa yaklaşıyordu.

    -vurun sayın konuk, vurun...
    -nasıl vururum yahu, şuna bak, hayvanın gülmesi eksik.

    ah namussuz ayılar, biri göbek atmasa, hadi göbeği bırak, geldiği gibi çekip gitse ya, sanki onlar da avcı, düşüyorlar sayın yabancı konuğun ardına, yabancı konuk önde 22 ayı ayı ardında. bir de aksilik ayıcı rüstem pat diye düşmez mi sayın konuğun önüne, aştan çıkan nane çöpü gibi.

    ulan amaan.... hiç ayıcı denir mi?
    -köylü efendim, köylü, oduncu bir köylü...
    -haaaa, köylü mü? beni tanıdın mı, köylü?
    ayıcı rüstem ne desin? arkadan işaret ettiler.
    -hiç tanımaz olur muyum beyim. ühüüüü dünya tanıyor sizi.

    orada bulunanlar çok memnun oldular bu sözden alkışladılar ayıcı rüstem i köylü niyetine.

    ayılardan biri alkışı duyunca kendine sandı, iki kez üst üste yabancı konuğun önünde tombalak attı. yabancı konuk küçük dilini yuttu. köylüye sordu?

    -bu sizin ayılar niçin böyle?

    rüstem yine ne diyeceğini bilemedi, arkafan işaret mişaret, rüstem sıkındı mıkındı, patlar gibi konuştu:

    -bizim ayılar siz amerikalıları çok severler.


    ekleme: ulan viktor kadar olamadı dış politikayı anlatan güzelim hikaye.
    özelleştiri: ben de az puşt değilim heee yazmıycam diyorum yazıyorum. sonra dert ediniyorum em mmaaaaan kendim yazar kendim okurum ben de :d

    3
  • yesilzeytin

    olmazsa yemeğe ekmek bulamayacağımız kurumdur.

  • yesilzeytin

    rakı içerken su bardağına tokuşturma alışkanlığı kazandırır.

    2
  • yesilzeytin

    zencinin teki pariste ben fransızım diyebiliyorken Etnik ayrımcılık peşinde koşarak avrupayı örnek gözderiyorlar. (sözüm ona bahsettikleri konularda uygarlar ya)

    Dipçe: örnek olarak belçika yıda göstermeyin anadil orada da sonradan yasaklandı.
    Dipçe2: harbi kırıntı, ziyan, fazlalık, artık ve asalaksınız amk.

  • yesilzeytin

    baba ile olan tek anı olmasından yeğdir.

    2
  • yesilzeytin

    Vatan sevgisinden kaynaklanan fedakarlık, dejenere olmuşlara gülünç gelir.
    - Osman PAmukoğlu

  • yesilzeytin

    (bkz: bebek katili)

    1
  • yesilzeytin

    ooo anadili varsa k*rde ü yok.

    dipçe: benim dilimin sesli harfi amk. vermiyom.
    dipçe: kekolar kekolaar... :D eksileyin efenim eksileyin :D

  • yesilzeytin

    Kardeşimle aramda geçen diyalog..
    -Abi sen nasıl evleneceksin?
    -Bulurum birini oğlum.
    - Nasıl bulacaksın? Dışarı mı, çıkıyorsun? Gezmeye mi, gidiyorsun? he nasıl bulacaksın? Kız mı, bizim eve gelip seni senin odanda bulacak?
    - .... o.0
    -Laf bulamadın değil mi?

    (bkz: dumura uğramak)